DOLAR 32,4957
EURO 34,9124
ALTIN 2408,604
BIST 10391,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

Ya ümitsizsiniz ya da ümit sizsiniz!

26.10.2017
A+
A-

Yazımın başlığına bakıp panik yapmayın. Size öyle bol keseden atıp, mide bulantısı haline gelen ve klişeleşen kişisel gelişim cümleleri kurmak gibi bir niyetim yok. Sizi bir adamla tanıştırmak istiyorum.

Bu adamın ismi Jean DominuqueBauby. Onu bilenler biliyor ama ben kendisi ile bir hafta önce tanıştım. Onu bu kadar geç tanıdığım için kendime biraz hayıflanmış olsam da bu duygumu olumluya çevirdim. “Belki” dedim kendi kendime “benim gibi hala onu tanımayanlar vardır, işte sırf bu yüzden bile senin onu anlatman boynunun borcu”. Neden boynumun borcu olduğunu yazıyı okumaya devam edenler birazdan anlayacaklar. Şimdi gelin bu adam kimdir, necidir filan diye merak edenler için Jean Dominuque Bauby’i iyice konuşalım.


Jean Dominuque Bauby; dünyanın en çok satan dergilerinden biri olan Elle’in Fransa baskısının baş editörü. Genç yaşta kariyerde yapmış, üç çocukta yapmış, küpünü de hayli doldurmuş. Velhâsıl kendileri bizim “tuzu kuru” diye tâbir ettiğimiz insanlardan. Bauby mevcut rutinleri içinde bir eli yağda bir eli balda yaşayıp giderken 8 Aralık 1995 tarihinde birden bire damdan düşmüş gibi olur ve dünyası kararır. Henüz 43 yaşındadır ve gayet sağlıklı bir birey olarak yaşarken aniden beyin kanaması geçirir.

Geçirdiği bu beyin kanaması sonucu tıpta Locked-in Syndrome olarak bilinen durum nedeniyle felçli kalır. Öyle kolu bacağı filan değil bildiğin tüm vücudu onaresti çekmiştir, artık o yatağa mahkûmdur. Fiziksel olarak hükmünün geçtiği tek organı ise sol gözüdür. İşin en trajik yanı zihinsel olarak son derece sağlıklıdır. Herkesi duyuyor, anlıyor, zihni gayet sağlıklı çalışıyorken, o konuşamıyor, kıpırdayamıyor, adeta bir ceset gibi yatağa mahkûm bir halde kendisini tedavi etmek için çırpınan insanları umutsuzca izliyordur.Bauby’nin hayatı bir anda öyle bir değişir ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Fiziksel sağlığını bir anda kaybeden Jean Dominuque Bauby önceleri büyük bir şok yaşar, hayata küser ve günlerinin büyük bir bölümünü kendine acıyarak geçirir. Bedenine sözü geçmiyordur, konuşamıyor ve hiçbir ihtiyacını kendi başına karşılayamıyordur. Gel zaman git zaman mevcut durumunu kabullenir ve herkesi şaşırtan bir karar verir.
Jean Dominuque Bauby bir kitap yazacaktır!

Bu haberi duyanlar inanmakta zorlanırlar, kendi aralarında “İyi ama nasıl kitap yazacak?” diye fısıldaşmalar başlar ama o kimseye aldırmaz. Vücudunda kullanabildiği tek organ olan sol gözüne, düşüncelerine, hayal gücüne inanır ve konuşma terapistinin hazırladığı özel alfabe sayesinde sekreteri ile çalışmaya koyulur.

Kullandığı yöntem ise şöyledir;

Konuşma terapisti onun daha etkin konuşabilmesi için harfleri Fransızca’daki kullanım sıklığına göre sıralar (A, D, L, S, N, O, M..vs) gibi ve yüksek sesle okur. Doğru harfi okuduğunda Jean Dominique Bauby sol gözünü kırpar ve bir sonraki harfe geçilir. Terapistinin hazırladığı bu alfabe ve sekreterinin de yardımıyla sadece sol göz kapağını hareket ettirerek anılarına ve biraz da hayal gücüne dayanan kitabını yazmaya başlar. Kendini, duygularını, düşüncelerini anlatmasının karşısında hiçbir engel tanımaz. Dili susmuştur ama o bizimle gözüyle, kalbiyle ve ruhuyla konuşur. Çalışır, çalışır, çalışır, bıkmadan, usanmadan çalışır ve nihayet kitabını tamamlamayı başarır.

Büyük bir sabırla ve emekle yazılan bu kitap 144 sayfadan oluşuyor.

Kitabın orijinal ismi “Le Scaphandre et le Papillon”.

Kitap; Nazlı Ceyhan Sümter tarafından “Kelebek ve Dalgıç Giysisi” ismi ile Türkçe’yede çevrilmiş ve Nemesis yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur.İşin benim için en trajik yanı ise kitabı çıktıktan sadece on gün sonra 9 Mart 1997’de Bauby’nin yaşamını yitirmiş olmasıdır.


Kitap dünya çapında bir ilgi görür ve satış rekorları kırar. Kitabı içim titreyerek ve sanki o gözlerimin içine bakıyormuş gibi bir duyguyla okudum.Yayınlanmış mesleki bir kitabım var, yayınlanmasını iple çektiğim bir de romanım. Dolayısı ile yazmanın ne kadar sabır ve emek istediğini bizzat deneyimledim. Yani diyeceğim o ki; öyle kolay bir iş değildir kitap yazmak!

Buna rağmen bir de Jean Dominuque Bauby’nin girdiği topa bakın! Öyle her babayiğidin harcı değil yaptığı iş. Düşünün bir kitap yazıyorsunuz, üstelik bunu sadece sol göz kapağınızı kapatıp açarak yapıyorsunuz. Ruhunda cümleler arka arkaya akarken o kendisini anlatabilmek için harfharf bekledi, basit bir hesaplama ile en azından 200,000 defa her harf için gözünü kapatıp açarak onay verdi. İşte o yüzden kitaptaki o 144 sayfa böylesine değerli ve her harfi emek demek, sabır demek. Onun bu mucizevi başarısı ve yaşam hikâyesi sinemacı kimliğinin yanı sıra aynı zamanda bir ressam olan JulianSchnabel’indeilgisini çeker vekitap 2007 yılında beyazperdeye uyarlanır.

Filmin ismi; Kelebek ve Dalgıç’tır.

Yönetmen filmi Jean DominuqueBauby’nin anadilinde çekmek ister ve sırf bu film için Fransızca öğrenir. Film ödüller almasının yanı sıra pek çok ödüle de aday gösterilir.

Peki ben onunla nasıl tanıştım? Sosyal medyada üyesi olduğum bir sayfada önce filmin afişini gördüm, yorumları okudum. Kendi aralarında konuşan iki arkadaşımda zevklerine ve kültürel donanımlarına inandığım insanlardı. “Hay Allah ben niye bu filmi izlememişim?” diye düşündüm. Önce filmi izledim, filmin gerçek bir yaşam hikâyesini konu aldığını öğrendiğimde ise zaman kaybetmedenkitabı edinip bir solukta okudum. Gözümün değdiği, kulağımın duyduğu, fark ettiğim her şeyden kendim için çıkarımlar yapmaya çalışan biriyim. Okuduğum bir kitap, izlediğim bir film, dinlediğim müzik, kendi yaşadıklarım ya da başka insanların yaşadıkları illâki zihnimde bir analizden geçer, filtrelenir, iyi olmayanı eler, iyi olanı cebime atarım.Jean Dominuque Bauby tesadüfen hayatıma bir film ile geldi, kitabı ile kendisini ve yaşadıklarını anlattı, bende bu inanılmaz yaşam hikâyesinden kendime fazlaca dersler çıkardım. Kıssadan hisse; diyerek ahkâm kesecek değilim. Düşünen, fark edebilen herkes salt bu biyografiyi okuyarak bile hayat ile ilgili tefekkür edip, kendi önceliklerine göre altını çizecek mesajları alacaktır. Belki onlarda benim gibi Jean Dominuque Bauby’nin sesini duyacak, söylediklerini anlayacaklardır. Ben onu tanıdığıma çok memnun oldum, içinizde onu bu yazı vesilesi ile tanımış biri varsa ve ben bu tanışıklığa vesile olabilmişsem kendimi amacıma ulaşmış sayarım. Jean Dominuque Bauby; bana kattıkların için teşekkür ederek göğe selamlar ve dualar gönderiyorum.

Sevgilerimle,

Özlem Ada


YORUMLAR

Solve : *
16 + 29 =


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.