DOLAR 32,5004
EURO 34,6901
ALTIN 2496,864
BIST 9693,46
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

Teoman Kumbaracıbaşı ile sanat yaşamını konuştuk – Özlem Ada

25.11.2017
A+
A-

Teoman Kumbaracıbaşı’nın yaşam hikâyesi Arjantin’de başlar. Güney Amerika’ya çalışmak için giden babası orada Signora Teresa ile tanışır. Arjantin’de yaşayan ve evlilik kararı alan çiftin 8 Ekim 1971 yılında bir çocukları olur. İşte o çocuk Teoman Kumbaracıbaşı’dır…

Teoman Kumbaracıbaşı altı yıl orada yaşadıktan sonra 1977 yılında Türkiye’ye gelen Teoman hiç Türkçe bilmiyordur. Türkçeyi ilkokulda öğrenir, ilkokuldan sonra öğrenimine Avusturya Lisesi’nde devam eder. Teoman bir yandan Avusturya Lisesi’nde okumaktadır bir yandanda okulun korosunda şarkı söylemektedir.

Okulun koro ve tiyatrosunun yönetmeni olan Rudolf Kreuzhuber onun içindeki oyunculuk yeteneğinin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Bir gün Rudolf Kreuzhuber bir tiyatro oyuncusunun kaçtığını söyleyerek  Teoman Kumbaracıbaşı’nın oyunda rol almasını ister. Teoman önce tereddüt eder, onun tereddüt ettiğini gören güzelce bir kız yanına yanaşır, elinden tutup onu sahneye çıkarır. Teoman henüz 15 yaşındadır, daha önce hiç sahneye çıkmamıştır ve ne yapacağını bilemez. Sahneye çıktığında heyecandan dizlerinin bağı çözülür ve oracıkta düşer, kendisini sahneye çıkaran kız arkadaşına dönerek “Gördüğün gibi ben bu işi yapamayacağım” der. Bunun üzerine Rudolf Kreuzhuber “Tam aksine, bu kadar heyecanlanabildiğin için iyi bir oyuncu olabilirsin” diyerek Teoman’ı cesaretlendirir. Böylece “Kuşlar” isimli oyundaki o iki dakikalık rolü Teoman Kumbaracıbaşı’nın ilk oyunculuk deneyimi olur. O günden bu güne kadar hatırı sayılır sayıda tiyatro, film ve dizide yer alır. Rol aldığı filmlerden bazıları;

 Yazı Tura (2004),
 Made in Europe (2007),
 Evim Sensin (2012)
 Dönüşüm (2012)
 Aşk Kırmızı (2013)
 Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak (2010),
 Eyvah Eyvah 2 (2011) ve Eyvah Eyvah 3 (2014)
 Bir Don Juan Öldürmek. 2014
 Gece (2014)

 Teoman Kumbaracıbaşı son olarak bu yıl “Mavi Sessizlik” isimli filmde rol aldı.

“Mavi Sessizlik” filmi son olarak 20 Kasım 2017 tarihinde Atlas sinemasında “Boğaziçi Film Festivali” yarışma programı kapsamında seyircilerle buluştu.

Teoman Kumbaracıbaşı ile hem son filmi hem de hayatına yönelik merak edilen konular üzerine bir söyleşi yaptık. Keyifle okumanız dileği ile

aafiş.jpg

 İçinde bulunduğun projeler konusunda seçici bir tavrın var. “Mavi Sessizlik” Bülent Öztürk’ün ilk uzun metrajlı filmi. Seni bu projede etkileyen ve içinde bulunma kararı verdiren neydi?


Bülent, senaryosunda, şu engin ve her açıdan bereketli topraklarda, ‘birlikte’, ‘kardeşçe’, barış içinde yaşamamızı engelleyen savaşa karşı, kimsenin bir türlü dile getirmeye cesaret edemediği, – madalyonun diğer tarafından -, sessizce ama güçlü bir şekilde tavrını ortaya koyuyordu.

Savaşın vicdani, siyasi, felsefi ve sosyolojik boyutlarının, aslında tam da benim de göstermek isteyeceğim şekilde, son derece sessiz ama en yoğun biçimiyle, belki de olası en az diyalogla, senaryoda işlenmiş olduğunu görmek şaşırtıcıydı. Bu açıdan kendimi çok şanslı addediyorum. Bu derece oydaştığınız bir tavrı, beraberce gerçekleştirme şansına kavuşmak her oyuncunun hayalidir. Bir anlamda hayalim gerçek oldu. Bülent yaratıcı bir sinema insanı olmasının dışında büyük bir dost. Biz sadece bir film çekmedik.

“Mavi Sessizlik” 36.İstanbul Film Festivali’nde Onat Kutlar anısına verilen “Jüri Özel Ödülü”, “En İyi Senaryo Ödülü” ve Türkiye yapımı 13 ilk filmin aday olduğu “Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü”nü kazandı. Bir başarıda pek çok kriter etkili olabilir. Sen filmin başarısını neye bağlıyorsun?

Filmin ‘başarı’sının ödülle ölçümlenebileceğini sanmıyorum. Az önce bahsettiğim konular zaten benim için en büyük ödüllerdi. Barışa katkısı ne olur? Seyircinin dikkatini çeker ve bir dirhem sorgulatır mı? Karanlıklara bir hüzme ışık olur mu? Filmin başarısı varsa bunlarla ölçümlenecektir. Şimdiden film başarılıdır demek doğru olmaz. Ama içtenlikle şunu söyleyebilirim. Bu filmde baştan sona emek veren herkes, yapabileceğinin en iyisini yaptı. Film içimize siniyor. Nereye gitsek başımız dik gidiyoruz. Bundan şüphemiz yok.

Sette herkesin bir görevi vardır, bir hiyerarşi vardır. Hiyerarşinin olduğu yerde genellikle herkes görev dağılımları içinde hareket eder. Senin çalışırken bu konudaki tutumun nedir? İşin daha iyi olmasına yönelik fikirlerin olduğunda paylaşır mısın? Ya da paylaştığında tepki aldığın oldu mu?

Yetkin insanlar hiyerarşiye, otoriteye ihtiyaç duymazlar. Sorumluluklarını büyük bir titizlikle yerine getirirler zaten. Mesele sette hangi sorumluluğu üstlendiğiniz değildir. Ben bilgili, yetkin ve sorumlu insanların ortak aklına inanırım. Ya da tek başınıza aldığınız bir kararın bu insanların içine sinip sinmediğine bakarım. Sinmiyorsa kesin olarak yanılıyorsunuzdur. Yanılan, yanıldığını kabul etmediğinde sinema bitiyor. Tiranlık başlıyor. Yönetmenin hâşâ Tanrı olduğunu iddia etmek güce boyun eğenlerin korkak bir betimlemesi. Bir sette görüntü yönetmenine ‘aks atlıyorsun’ diye kulağına hafifçe söylemiştim. ‘Önemli değil, ee boş geç’ diye yanıtladı. Ben de gittim yönetmenin kulağına fısıldadım. Koşarak aksı düzeltti. O görüntü yönetmeni film boyunca benle bir daha konuşmadı. Aynı durum başka bir sette daha yaşanmıştı. Yönetmen setin ortasına gelip 100 kişinin ortasında yüksek sesle bana teşekkür etti. Yahu arkadaş, ben sadece oyunculuk için orda değilim, aynı zamanda daha güzel için, daha anlamlı olan için, daha doğru olan için ordayım. 

Senin göremediğini ben gördüysem bundan niye mutlu olmuyorsun?

DSC_3487i.jpgYönetmenin yönetmen olduğunu anlamamız için yönetmencilik oynamıyor olması gerekir en başta, birlikte bir şey üretiyoruz. Kansere çare aramıyoruz, uzay mekiği kaldırmıyoruz. Çocukların ölmesine mani olmuyoruz. Keşke olabilsek. Bir yönetmenin bir şey oynayıp oynamadığını, en iyi oyuncular bilir zaten. Bu kadar deneyimden sonra, gerçeklerle mi ilgilenecek, gördüğü rüyayı mı çekecek yoksa riya mı çekecek bilirsin. Tepki hep olur. Ben çalıştığım her sette en iyisi için parçalanan bir insanım. Sen oyuncusun sen karışma, işine bak denmesi kolektif sanatların katlidir. Etrafta büyük bir iş yapıyormuş gibi kasım kasım dolanmanın âlemi yok. Bir soru işareti yaratabilmiş misin? Bunu yaparken herkesi ortaklaştırabilmiş misin, sette herkese adaletli davranabilmiş misin, hata yaptığında özür dilemiş misin? Yoksa…!

Tiyatro, dizi ve filmlerde rol aldın. Kamera önünde ve kamera arkasında elde ettiğin deneyimler var. Sende hangisi daha ağır basıyor?


Ben çocuk gibiyim. Bir tercihim yok. Neden zevk alacaksam, nerde söyleyecek bir söz imkânı bulabileceksem orda olmak isterim. Film de, dizi de, tiyatro da birer araç. Bazen ayakta kalmak için, bazen derinlikli bir şey söylemek için, bazen değişmek için. Müziği de eklersem, müzik hep daha ağır basıyor.

 “Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak” filminde bir dünya starı olan Claudia Cardinale ile kamera karşısına geçtin ve İtalyanca bilmeden bir İtalyan’ı canlandırdın. Bu rolüne nasıl hazırlandın? Bir dünya starı ile aynı filmde olmak mesleki anlamda sana neler kattı?

Claudia Cardinale siz Beatles’tan bahsettiğinizde New York’taki çatı konserinin canlı tanığıdır. Olağanüstü bir insan. Yıldız neden yıldızdır, çünkü asla size yıldız olduğunu anlatmaz. Sizin onun alçak gönlündeki yıldızı görmeniz için çaba sarf etmez. Yıldız, çalışkanlığı ile, yorulmazlığı ile, ‘hayır’ deyişindeki zarifliği ile, içtenliği ile, kendisinden önce herkesin hayatını kolaylaştırması ile, dakikliği ile, senaryoya hakimiyeti ile, sohbetiyle, kadeh kaldırması ile büyük bir yıldız olduğunu fark edersiniz. İlk filmini çeken yönetmeni Ali İlhan’a gösterdiği saygının birebir tanığıyım.

İyi bir ivme yakalayan Fi dizisi yeni sezonda Çi ismi ile izleyicileri ile buluşuyor. Oyuncu kadrosuna dâhil olduğuna yönelik bir duyum aldım. Bu haber doğru mu? Dizinin yeni sezonunda seni Çi’de izleyebilecek miyiz?

Doğru.

İlk filmin “Yazı Tura” ve son filmin “Mavi Sessizlik” arasında geçen 13 yılda sence sektörde neler değişti?

Sektör acımasızlaştı. Kartelleşti. Bağımsız alanlar daraldı. Ekonomiler görece küçüldü. Ama bu sadece sektöre dair bir tahlil değil. Maden işçisinin durumu ve çalışma şartları düzelmedikçe bizim sektör de düzelmeyecek. Ya hepsi birlikte düzelecek ya da düzelmeyecek.

02.jpgOyunculuğunun yanı sıra “Acaipademler” ismini verdiğiniz bir grupla müzik yapıyorsun. Yaptığınız albümleri satışa sunmuyorsunuz. Dinleyicilerinize albümlerinizi konserlerinize geldiklerinde kendiniz hediye ediyorsunuz. Bu tavır pek alışık olduğumuz bir tavır değil ama açıkçası kulağa hoş geliyor. Peki konserlerinize gelmek isteyip gelemeyen dinleyicileriniz bu duruma ne diyorlar? Sitem edenler oluyor mu? 

Alternatif müzik sektörü şu anda belki de en çok can çekişen alan, herkesin bira içecek, kahve içecek parası var ama konsere gidecek ne enerjisi ne de parası var. Kimsenin umurunda da değiliz. Hadi haksızlık da yapmayayım, çok az insan kendi müziğini yapan müzisyenleri takip ediyor. Onlar zaten kendilerini biliyorlar.

Teo’nun Reçelleri isimli bir marka yarattın. Süt reçeli yapıyor ve çeşitli pazarlarda satışa sunuyorsun. Verdiğin bazı demeçlerde pazardan çok şey öğrendiğini söyledin. Bize biraz süt reçeli ve dolayısı ile içine girdiğin pazardaki o dünyayı anlatır mısın? Nasıl başladı bu maceran?

Bu üç yıllık serüvenim büyük bir ekonomik başarısızlıkla sonuçlandı. Önümüzdeki yaz her şeye sıfırdan başlayacağım. O bir yıldan sonra pazara çıkamadım. Marka bilinirliliği üst safhada ama o kadar. Gerisini getirmek için başka bir model üzerinde çalışıyorum. Mücadelem bitmedi. 

Seninle ilgili hafızama kazınmış bir kare var. Bir köy evindesin, üzerine evine konuk olduğun teyzenin yeleğini giymişsin, yere kurulan sofraya bağdaş kurup oturmuşsun ve ev halkı ile birlikte, aileden biriymişsin gibi onlarla bulgur pilavı kaşıklıyorsun. Müziğine bakıyorum. Pir Sultan’dan ‘Bir Nefesçik Söyleyeyim’le giriyor, Kaygusuz’un ‘Ademi Balçıktan Yoğurdun Yaptın’ıyla devam ediyorsun. Gittiğin her yere sevgi, saygı ve nezaket götüren birisin. Teoman Kumbaracıbaşı’nın salt yaşamına bakıldığında alınacak çok dersler var. Tüm bunlar en azından benim için gelişmiş bir ruhsal seviyeyi işaret ediyor. Kendi ruhsal gelişimin için rehberin nedir?

03_2.jpg

( O Pervin Ana, Hepimizin anası. ) Bu bir iltifat, yol uzun. Ekonomiden bağımsızlık için ekonomik bağımsızlıktan vazgeçmek gerekir. Bu da bir başkası için çalışmamak, sadece kendin ve sevdiklerin için üretmek, boyun eğmemek, eğmediğin zaman bedellerine katlanmak, açlık ve tokluk arasında süregelen bir yaşamı kabullenmek. Hatalar yapmıyor muyum? Çokça. Bazen ders de almıyorum. Ama kalbim, vicdanım, aklım neye evet diyorsa ona evet, neye hayır diyorsa ona hayır demeye çalışıyorum. Tüm bunlara karşın örnek alınabilecek bir insan olduğumu düşünmüyorum.

Kadıköy’de 22 metrekarelik bir evde yaşıyorsun. Bildiğim kadarıyla ihtiyacın olandan fazlasını tüketmemeye özen gösteriyorsun. Yaşamı daha yalın yaşadığını, minimal yaşam tarzını benimsediğini söyleyebilir miyiz?

Artık İznik’te yaşıyorum. Köhne ama daha büyükçe bir evde. Toprak’ta yaşamaya bir adım kaldı. Oğlum için, sevdiklerim için, üretmek istediklerim için, Teo’nun Reçelleri için, müzik için, sinema için, dostlarım için.

Son olarak sevenlerine ne söylemek istersin?

Konsere gelin.

    

Teoman Kumbaracıbaşı kimdir diye bana sorsalar; “Tanrı tarafından bedeninin içine güzel bir ruh yerleştirilerek dünyaya gönderilmiş bir rehber” derdim. O, “Ekonomik bağımsızlık değil ekonomiden bağımsızlık önemlidir” diyen ve hayatını kendi değerleri üzerine inşa etmiş şahsına münhasır bir insan.

Velhâsıl birlikte müzik yaptığı grubun ismi gibi “bir acaip adem”.
Bu keyifli söyleşi için kendisine teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dileriz.

Sevgilerimle,

Özlem Ada


YORUMLAR

Solve : *
7 ⁄ 1 =


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.