DOLAR 18,5039
EURO 18,1433
ALTIN 987,966
BIST 3179,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

Farkındalığın içinde, fark edilenler

05.04.2022
A+
A-

Merhaba sevgili dostlar…
Hepinize kucak dolusu sevgi ve saygılarımla kaleme alıyorum bu yazımı da…

Farkındalığın içindeki, farkındalığı fark etmek, dedim…

İnsan belki zamandan geçtiği veya zamanın insandan geçtiği bir yolculuk halindedir…
Bu halde doğru olan ve değişmeyeceğinden emin olduğumuz tek şey her şeyin değiştiğidir…

Hiçbir şey aynı kalmaz , kalamaz… Değişim dediğimiz şey bazen gelişimdir, bazen de bozulmadır, veya çürümedir… Olgunlaştığını sanmak ise çürümenin başladığı yerdir…
Yani her değişim, bir gelişim değildir… Ama değişim hep vardır…

Burada insana düşen, değişimin gelişim yönünde olmasına hizmet eden seçimler yapmasıdır…
bu bahsettiğim şey öyle yüksek bir odak gerektiriyor ki, işte bu yüzden de bugünkü yazımın konusu bu oldu…
Bazı kelimeler vardır duyarız ama bizim için sıradan bir kelime gibi gelip geçer…
Şimdi size desem ki öyle bir kelime var ki, bu kelimeyi gerçekten hakkını vererek yaşadığınızda bütün hayatınızın anahtarı olacak…
Belki merak ettiniz… Acaba hangi kelime benim cüz’i irademi elime almamı sağlar ve tek bir kelime tüm yolumu nasıl aydınlatabilir?
Evet az önce söyledim… Bazılarınız gerçekten fark etti , bazılarınız ise öylece satırda yanından geçip gitti…
Şimdi dikkatimizi bu anahtar kelime yeniden çekelim…
Kelimemiz, odak… Yukarıda yazmama rağmen belki de dikkatinizi yeterine çekmemiş olabilir…
Ama şimdi, bu kelimeye tüm dikkatimizi verirsek, yanına yaklaşıp bize neler fısıldadığını duyabiliriz…

Dikkat bir enerjidir aslında… ve insan dikkatini neye verirse, odağı da oradadır…

Elinizde pilli bir fener hayal edin, uzun ve karmaşık yolları olan bir yer altı mağarasındasınız ve her yer zifiri karanlık…

İşte burada elinizdeki fenerin pilleri, var olan dikkat enerjiniz…
Odağınız ise feneri nereye tuttuğunuzdur…

Her insanın doğuştan donanımında bir feneri vardır…
Kimileri fenerinin farkında değildir, karanlıkta ilerler ve hiç feneri olduğunu bilmediği için ona fenerini bulmasını söylesek de tanımsız gelir…
Kimileri fenerini yakmıştır ama feneri nereye tutacağı hakkında bir düşüncesi yoktur… Bu yüzden gelişigüzel duvarlara fener tutmaktadır… Herhangi bir çıkış yolu aramadığı için de feneri bulunduğu yerde kalabilmek için kullanır…

İşte sonuç odaklılık dediğimiz kavram da, aslında feneri yola doğru tutmaktır diyebilirim…
Öyleyse fenerini yakmış birisi için odak sorunu yoktur, feneri mağarada bulunduğu yeri aydınlatmak için de kullanabilirsin… Yani odak sorunumuz yoktur, biz insanların…
Sonuç odaklılık sorunumuz vardır… Fener vardır ama tutmamız gereken yeri bilmeyiz.

Eğer sizin bulunduğunuz mağaradan dışarda bir dünya olduğu hakkında bir fikriniz yoksa çıkışı aramak gibi bir çabanız da olmayacaktır…

İşte bu yüzden insan, zifiri karanlıkta, elinde bir fenerle kendini mağarada fark ettiğinde, ilk önce dışarda gün ışığı olduğu bilgisine teslim olması gerekir insanın…
Mağarada yaşarken, dışarısı ve aydınlık diye bir şeylerin olduğuna önce inanmış olmak gerekir.
Mağarada olduğunuzu fark ettiğiniz anda çıkışı aramak istersiniz…
Ama aklınızda, aydınlık hakkında henüz bir bilgi yoktur… İşte burası kabul etme ve teslim olma halidir…

Şimdi ise feneri duvarlara tutmak yerine yola, çıkışı aramaya doğru tutma hali, içsel bir arzu ile karşımıza çıkacaktır…
Sonuç odaklı olma hali, sonuca karşı duyulan bir arzu ile ancak mümkün olabilir…

Kişinin bir inandığı bir amacı olmazsa, doğal olarak sonuç odaklı olmasını bekleyemeyiz…

Bu yüzden nasıl sonuç odaklı olunur diye bir soru sorsak, bu soruya soracağımız karşı soru; Ulaşmak istediğin şeyi biliyor ve ona doğru bir arzu ve merakla çekiliyor musun ? olurdu.

İşin bu kısmını hallettikten sonra elbette elimizde neler var onlara bakmamız gerekiyor…
Eğer kendinize, yoldaki diğer kişileri geçmek gibi sanal bir hedef koyarsanız, o zaman çıkışı bulmak noktasında bir döngüye girme ihtimaliniz çok yüksektir…

Çünkü yol boyunca yolda gördükleriniz sürekli değişecek, etraftaki yolcular ile ilgilenmek, yerinde oturup hiç çıkış aramamaktan daha fazla bir yol kat ettirmeyecektir size…

Gördüğünüz yolcu kim bilir kaçıncı deneyimi ve ona bu yol ne katıyor… Gittiği yolu eleştirmek ve onaylamak, bizim bir filmi ortasından izlemek gibi bir duruma düşürür ki hiçbir insan, bir başkasının filmini tamamen izleyemez, tek hakim olabileceğimiz film kendi filmimizdir.

Aslında birilerinin ne yaptığı ile nereden gittiğine kafa yorma hali, çıkışı bulma arzusunda bir yetersizlik yada çıkışın olduğuna dair tam teslim olmama hali de diyebiliriz…
Kişinin başkalarının seçimleri hakkında iyi veya kötü yorum yapmaya başladığı yer ise, işte mağarada ki bu haldir…

Diğer insanların ne yaptığını konuşuyorsanız, sahip olduğunuz feneri onların ayaklarına tutmuşsunuz demektir..
Hani derler ya dost başa düşman ayağa bakar. Kim bilir belki de bundandır…
Dost ise, gittiği yola değil aklına bakar, ondan akıl alıp kendi çıkış yolunu bulmak için sadece bir girdi kazanır, tavsiye alır…Bazen dostlar hal dili ile bile çok şey aklettirir insana…
Ancak gerçek aydınlanma, kendi yolunda gitmekle mümkünüdür…

Bu yüzden ben kimseyi haddinden fazla övülmemesi konusundaki düşünceye çok inanıyorum…
Çünkü insan yolunu ararken hata yapar… Biz gittiği yolu doğru sandığımız, peşinden gittiğimiz kişi çıkmaz sokağa girince onu yargılama enerjisine yenik düşeriz…

Oysaki o kendi yolunda giderken onun peşine takılan da bizizdir… Eğer bir kişiyi övmüyorsanız, tam tersi kınıyorsanız da yine onun peşinden gidiyorsunuz demektir…

Çünkü kınamak için hangi yoldan gittiyse, peşinden takip etmişiniz demektir…

Özetle bu yolculukta sadece feneri nereye tuttuğumuza dikkat etmekten başka bir referans noktamız yoktur…

Bu arada bizi yolumuzdan çevirmek isteyecek pek çok şey olacak… Bazen vakit kaybedeceğiz, düşeceğiz ama bu kaybı ilerde daha hızlı yürümek için bir deneyime dönüştürmek şartı ile her türlü durumu normal karşılamak hoşgörüsü ile kalmış olmak gerekiyor…
Sonuç odaklı düşünce ise burada en kıymetli zihinsel enerji kaynağımız olacak…

Aşağıdaki şemada insanın başarı döngüsü için bir sırlama mevcut.

Herhangi bir konuda başarılı olmak istiyorsak öngörüye ihtiyacımız vardır…

Ancak öngörülü olan insanlar başarılı olabilir… Eğer öngörülü olmazsak, tepkisel( ilkel) davranışlarla başarı ayağımızın altından kayıp gider…

Öngörülü olmak için bir odak noktası olması gerekir.
Tıpkı mağaranın çıkışını bulmaya çalışmak gibi.. Her gün o çıkışı bulmak için adımlar atmak ve feneri yola tutma hali…
Elbette bunun için enerjiye ihtiyacımız var… Bu enerjiyi hem bedensel hem de zihinsel faaliyetlerimizle elde ederiz…
Zihinsel faaliyetler ise, ancak düşünce ile mümkün olabilir. Ancak bu düşünce sonuç odaklı düşünce ise enerji üretimi mümkündür. Aksi halde negatif enerji üretimi söz konusu olur…

İşte tam burada kendi bilinçaltınızın konuşma dilini bilip, kendi işimi kendimiz halledebilsek düşünceyi nasıl gerçek bir pozitifliğe çevirmek nasıl olurdu demek lazım…Buna elindeki feneri nasıl kullanacağını anlatmak da diyebiliriz… Başkasının fenerinin ışığında ne kadar yol alabiliriz ki?.. Hipnotik konuşma sanatı eğitiminde bu konuyu odağımıza alıyoruz efendim… Eğer aramıza katılmak isterseniz feneri kullanma konusunda konuşuyor ve denemeler yapıyor olacağız…

Biz mağarada ilerlerken, bir aydınlığın olduğu farkındalığının motivasyonu ile yoldayızdır..
Ancak bu iş bu kadar tek katmanlı değildir.
Yani fark ettim yola çıktım kadar kolay değildir …

Farkındalık içinde farkındalık gerektiren bir yolculuktur insanın yolculuğu…

İnsanlar bir konuyu öğrendiklerinde yola çıkmamışlarsa sadece ilmen yakındırlar…
Aynel yakin olmak için yola çıkmak gerekir….
Ama yolda olmak yoldan çıkmayacağın anlamına da gelmez… Bunun için hakkel yakin olmak gerekir.
Yolda sürekli amaçtan saptıracak faktörler çıkacaktır… Ve biz bunları dış faktör zannetsek de etraf yüzünden düştük, etraf yüzünden geri kaldık zannetsek de aslında içimizdeki benlik tasarımlarımızdaki zayıf noktalarımız yolda karşımıza çıkanlardır…

Bunu fark etmek farkındalık içi farkındalıktır… Ancak bunun içinde de bir farkındalık vardır.. Henüz onu da bulmadıysan ilerde yine ve yine yoluna çıkacaktır…

Benliklerimizi tanımadan onların yaralarını sarmadan odak noktasını aynı yerde tutmak süründürülebilir değildir…

Bu yüzden insan kendi benlikleri ile çok iyi tanışmış, kişiliğindeki karanlıkta kalan tarafları kendi için açığa çıkarmış olmalıdır…

Bir doktora gidersiniz, yada bir enerji terapistine… Aslında bunun sebebi yola çıkmak ve başarılı olmak için ihtiyacınız olan enerjiyi üretemeyen zihniniz ve bedeniniz yüzündendir…

Bir doktor yada enerji terapisti sizi kendinize getirecek ilk benzini yükler esasında…
Ancak bazı insanlar aldığı bu enerjiyi yola çıkmak ve odak noktasına fener tutmak için değil yine duvarlara ve başkasının ayaklarına bakarak tüketir…

Ve sonra yine aynı psikolojik buhranların veya bedensel sorunların içine düşer…

Buradaki farkındalık içinde farkındalığa uyanmamız gereken durum çok kıymetli…
İnsanın kendi aklı ile düşünüp bulmadığı hiçbir metod onu tekamül ettirmez…
Başka bir kişi size katalizör olur ama sonuca ulaşmanızı sağlamaz… Kişi bireysel bir gayret inaç ve arzu geliştirmedikçe yapılan herşey sanal ve akıl karıştıran uygulamalardır…

Kim olursa olsun herkesin yolculuğu bireyseldir… Ancak yol hakkında bilgiye sahip daha önce yola çıkmış kişilerden sadece bilgi alınır ama kimse kimseyi sırtında da taşıyamaz…

Bu yüzden sevgili dostlar, sizi farkındalık içi bir farkındalığa davet ediyorum..
Mağarada zifiri bir karanlıkta elimizdeki fenerlerle yol bulmaya çalışırken, kendi aklınızı koymadan yaptığınız bütün çabaların sizi başladığınız noktaya, zaman kaybettirerek geri getireceğini bilmelisiniz…

Başarılı olmak istemek demek özgür olmak istemek ile aynı şeydir… Eğer hayatta büyük veya küçük pek çok bireysel hedefiniz varsa ve bunlara ulaşıyorsanız kendi özgür iradenizle aklınızı kendinize has çözümler geliştirdiğiniz ve enerjinizi doğru yere doğru şekilde harcadığınız içindir…

Sevgi Ve muhabbetlerimle Sevgili yol arkadaşlarım.

Hicran ARIKAN
AR-GE Yöneticisi-Makine Mühendisi-Endüstriyel Tasarımcı
Kuantum ve NLP Uzman ve Eğitmeni-Kariyer ve Yaşam Koçu
Hipnotik Bilinçaltı Programlama
www.hicranarikan.com
@kariyeryasamkocu_hicranarikan
Youtube/ Hicran Arıkan

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.