DOLAR 13,7194
EURO 15,5684
ALTIN 786,58
BIST 1.910
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Sağanak Yağışlı
İstanbul
15°C
Sağanak Yağışlı
Paz 14°C
Pts 17°C
Sal 15°C
Çar 14°C

Yıkabilmek!

Seda Ülgen
Uzman Doktor
11.11.2019
A+
A-

Sanırım en zor şeylerden biri yıkabilmek… Kötü olan bir şeyi kolaylıkla yıkarsınız ya da artık isteseniz de kullanamayacağınız bir şeyi…  Ya da başında olan, hiç başlamamış bir şeyi… O yüzden kolay vazgeçebildiğimizi düşünürüz. Ama asıl vazgeçebilmek ve yıkabilmek, hakikatı görebilmek için kendi bildiğiniz doğruları, yıllarca emek verdiğiniz manaları, mekanları yıkabilmekle başlar. Gariptir ki öyle bir dönemdeyiz, hakikate ulaşmak için yıkma enerjisinin burnumuzun dibinde dolandığı bir dönem…

                Yüzyıllardır yaşadıklarımızdan, özellikle de hastalık, barınma ihtiyacı gibi ölüm enerjisini bize yakın tutan, yaşamı yarı yolda bıraktığımızı düşündüğümüz tüm kaygı, korku verici kavramlardan uzak olabilmek, acıyı kontrol edip bizden uzak tutabilmek için bir yaşam inşa ettik. Öyle bir yaşam yarattık ki artık kontrol duygumuz bizi kontrol etmeye başladı, hatta yaşamda ihtiyaç duyduğumuz benliklerin yarısını bile görünmez kıldık, hikayeden attık. Çünkü atmasaydık onların ihtiyaçlarını karşılamak için büyümek, gelişmek zorunda kalacaktık, hikayenin büyük resmi ile karşılaşacaktık.  Sadece acıdan uzak, karşılık verebileceğimiz duyguların paylaşıldığı bir dünya kurduk. O yüzden biraz suni, biraz eksik oldu. Nedense hayallerimize ulaşamadığımız, niye çıkmaz sokaklarda takıldığımızı anlamadığımız bir yerlerde sıkışıp kaldık ama sonuçta hikayede belki de geleceğimizi gerçekten şekillendiren en yaratıcı parçalarımızı farkında olmadan atmıştık. Yaşamı kolaylaştırdığımızı düşündük, mutluluk hormonlarını dışarıdan satın alabileceğimiz bir düzen kurduk. Hem de yorulmadan, büyümeye çabalamadan kolayca biraz para,b iraz güç ile elde edebileceğimiz düzenler. ..

En basitinden acıkmak ile alakalı, duygumuzu kola, hamburger gibi az emekle, kolay temin edilebilir ilişkiler üzerine kurduk. Yani bedenimizin asıl ihtiyaç duyduğu sebzeyi bulmak, pişirmek yerine bize maddi en karşılanabilir, manevi en az emek ve çaba gerektiren şeyi sevmeyi seçtik. Ve ihtiyacımızı asıl bizi güçlü ve mutlu hissettirecek kısımlara olan sesi kısmayı tercih ettik. Bu yaşamı tıpkı üzerine sürekli evrilttiğimiz gibi acıdan uzak, mutlu! sandığımız hayatlar yarattığımızı düşünerek şekillendirmekti. Aslında biz yüzyıllar içinde hiç yıkmadık, hep gittiğimiz yolun üzerine nerede bir eksik, olumsuz hissettiren bir şey varsa onu ekleyecek, o deliği tıkayacak şekilde büyüdük. Hiç gerçekten büyümedik, hep büyüdüğümüzü sandık ama aslında daha da çocuklukta sıkışıp kaldık. Sadece günü kurtardık. Yemek bulmayınca yerleşik topraklara geçtik.  Hastalıklar olunca ilaç icat ettik, avlanmak zor gelince hayvanları suni alanlarda yetiştirdik. Hiç doğamızı keşfetmeye veya gerçek ihtiyacını anlamaya çalışmadık. Ve dünün tekrarında dönüp durduk.

Öyle bir zamandayız ki şimdi, önce 2000 yılları kehanetlerde beklendi. Her şeyin yıkılacağı, yeni bir bilincin çıkacağı, kıyametlerin kopacağı. Sonra 2000 değilmiş o sadece bilgisayarların algılamadığı tarih geçişi yüzünden bilgisayarların kendi kıyameti imiş, asıl olan 2012lermiş dendi. 2012 geldi, bir arsaya gidip sığınanlarda koca şehirlere geri döndü. Ve hep bekledikleri büyük kıyametler geçişler gelmeyince  biraz herkes eksildi, inancını yitirdi. Yüreklerde bir şey eksik, aynı yola artık ne aradığını bilmeden devam etti. Giderek şu dönemde karışan hayatları kimi zaman eksilen inanca yordu, kimi zaman azalan yaşama sevincine…  Ama aslında gelinen büyük geçişi, asıl kıyameti hiç fark etmedi.

 Şu anda derin bir kıyamet yaşıyoruz… Hem de çok derin… Çünkü kıyamet içimizde yaşanıyor. Bugüne kadar yarattığımız, yaşamı paylaştığımız benliklerimiz ölüyor, işlevini yitiriyor. Kurduğumuz dışarıdaki düzen ekonomik kriz, deprem gibi artık uyumlu bir biçimde yaşamın özüne hizmet edemediği için geldiği yerde tıkanıyor. Ve aslında ölmeden ölmeyi deneyimliyoruz. Artık bildiğimiz benliklerin kabuğundan, bildiğimiz düzenin kontrolünden çıkıp yeni bir şeyler denememiz gerekiyor. Sorun şu ki yeni olana dair fikrimiz yok, o yüzden nereye gitmemiz gerektiğini bilmiyoruz. Yeniye geçtiğimiz düşündüğümüz her şey yüzyıllardır yaptığımız gibi aslında eski olanın bir yansıması, birazcık daha evrilmiş hali. Ama sonuçta eski. Eski zihinlerimizle yeniyi bulmaya çalışıyoruz. Ve en önemlisi değişmek istemeyen, ölmek istemeyen zihinlerimiz bizim için onu değiştirecek, öldürecek yeniyi bulmaya çalışıyor. Bugüne kadar en derinlerde olan travmalar, anne ve babalardan gelen kalıplaşmış kimliklerimizin içine sızmış parçalar açığa çıkıyor ve yolumuzu tıkıyor. Çünkü artık bizden daha büyük bir düzenin doğruları söz konusu.

Zor olduğunu biliyorum, ama yine de değişime direnmek inanın daha zor.  Bir tür benliğin ölümünü kabul etmek ve yaşamın özüne teslim olmak gerekiyor. Hasarlı bölgenizi onarmaya çalışmaktansa, orayı şifalandırmaya  çalışmak hepsi daha büyük güç gerektiriyor. Aslında tek yapmamız gereken bırakmak… bunu eskiden regresyon eğitimi alırken  hocam sevgili Jeff ile tartışırdık. Restructuring denen yeniden senaryo yazma yöntemini, çok anlamsız bulurduk. Alınacak dersler olduğunu düşünürdük. Evet, öyleydi.  O yüzden ruhumuzu büyütmeden hiçbir yaranın olmadığı yeni bir senaryo yazmak yaşamın amacına aykırı idi. Ama şimdi başka bi yerdeyiz. Tümüyle dönüşmemiz gereken bir yerde. O yüzden onarmaya, şifalandırmaya çalışmak yerine sadece bırakabilmeyi ve yeniden doğmayı anlamamız gereken bir yerdeyiz. Canınızı yakan, yaralı olduğunuz kısımları bırakın.. örneğin sevilmediğinizi mi düşünüyorsunuz çok sevildiğiniz hissettiğiniz birinin bedenine geçtiğinizi düşünün ve onun hayatını yaşamaya başlayın… Başarısız olduğunuzu mu düşünüyorsunuz, bunu size hatırlatan her anıyı silin ve başarılı olan birini bedenine geçtiğinizi düşünün. Bu benim dediğiniz iyi bildiğiniz şeyleri toplayın ve bir kutunun içine koyun ve eski bedenlerinizle birlikte bırakın. Çünkü artık iyi bile olsa eskiye dair her şeyi bırakıp sadece yeniyi ve değişimi seçme zamanımız geldi. O yüzden bildiğiniz sizin ve eski dünyanın ölümünü kabul edin… ve sadece yeniyi  kucaklayın… ve gelen yeni dünyanın size görünür olmasına izin verin …  Her an her şeyin değişebileceğini göreceksiniz, yeter ki yıkmaya ve vazgeçmeye hazır olun.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Solve : *
25 − 20 =


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.