DOLAR 12,4808
EURO 14,0694
ALTIN 719,56
BIST 1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Kuvvetli Sağanak
İstanbul
21°C
Kuvvetli Sağanak
Sal 14°C
Çar 11°C
Per 14°C
Cum 16°C

Coronavirus: Korku yerine bilinçli olmak!

29.03.2020
A+
A-

Bugünkü yazım yine gündemimizi en çok meşgul eden Corona virus enfeksiyonu ile ilgili olacak. Corona virus ile ilgili ilk yazımı bu hastalığın ülkemizde görülmediği ve anlaşılmadığı Ocak ayı içinde yazmışım ve  30 Ocak günü yayınlanmış.

Sağlıklı yaşamak isteyen kişilerin de bu yazımı okumalarını tavsiye ediyorum. Tabi bunu bu şekilde söyleyince herkes “Sağlıklı yaşamak istiyorum” diyecektir. Ama biliyorum ki, ne yazık ki çoğu kişi bu istek düzeyinde kalacak ve gerekenleri yapmayacaktır. 
Öncelikle sağlık tanımıyla başlayalım. Sağlık sadece bedensel olarak şikayetimizin olmaması, kendimizi bedensel olarak iyi hissetmek veya bir şeyimizin olmadığını düşünmek değil, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir.
 
Bunu da anladıysak, o zaman konumuza başlayabiliriz. Yapılan tanıma göre çevremizde, şu anda sağlıklı kişi yok. Bunların ancak % 0,1’inden Corona virüs bedensel olarak sorumluyken, geri kalan %99,9’u ruhsal veya sosyal yönden sağlıksız durumda. Bunun sorumlusu ise Corona virüs değil, Corona virüsü kullanan insanlar.
Çevremiz bir an bakalım. Ben 41 yıldır tıp dünyası içindeyim ve son 25 yıldır insanların hastalığından ziyade, sağlıklı yaşamaları, genç kalmaları ve performas artırmaları ile ilgili çalışıyorum ve bunun için elimizde mevcut en etkili araçlardan birinin beslenme olduğunu fark ettim.
 
Beslenme o kadar önemliydi ki, sadece bedensel sağlığımızı etkilemekle kalmıyor, duygu ve düşüncelerimiz de etkiliyordu. Bunu en kısa zamanda raflarda yerini alacak “Sağlıktan tekamüle: Duygu Düşünce ve Beslenme” adlı kitabımda yazdım. İnsanların sağlık hakkında doğru bilgi edinmesi için çaba harcadım ve seminerler düzenledim.
Fakat bugün geldiğimiz durum ise çok farklı. Herhalde hayatımızın hiçbir döneminde biyoloji ile bu kadar iç içe değildik. Hatta lise sıralarında gereken önemi verseydik, sınavlarda çok daha başarılı olabilirdik. Günümüzde ise neredeyse herkes mikrobiyolog oldu. Yetmedi viralog olduk. Hatta o kadar uzmanlaştık ki, DNA virüsü, RNA virüsü gibi kavramları öğrendik. Zarflı virüs, zarfsız virüs nedir öğrendik. Viruslerin cansız maddeler olduğu söylendi. Ağırlıklarını örendik. Nanometre nedir biliyoruz. Reseptör kavramını da biliyoruz artık. Bunlar sayesinde hücrelere zarar verdiğini, hatta kullanılan ilaçların hastalığa nasıl zarar verdiğini de öğrendik. Yani farmakolog da olduk. Yağdan oluşan bir kılıfları olduğunu, sabunun ve alkolün bu yağ tabakasını etkileyerek virüsü yok ettiğini de öğrendik. Hangi ortamda, ne kadar süre yaşıyorlar biliyoruz. Aslında yazacak çok şey var da, kafa karışıklığı olsun istemiyorum.
Ben burada birkaç soru sorayım. Sadece neye inandığınızı ve kavramları nasıl yanlış kullandığınızı fark edin. 
Amacım şu görüşü veya diğer görüşü savunmak değil, sadece çelişkiyi vurgulamak.
 
Nasrettin hocanın kazan doğurdu hikayesini bilirsiniz, haliyle doğuran kazan ölür de. Eğer doğurduğuna inanıyor ve çıkar elde ediyorsa, öldüğüne de inanırsın. Bazıları da doğumun sadece canlı maddelere mahsus olduğunu söylerler.
 
Şimdi virüslere bakalım. Bunlar cansız ise, nasıl ölüyorlar, Yüzeylerde ölü oldukları halde nasıl yaşıyorlar? Bunlar canlı ise yaşamaları ve ölümleri doğal. Bunların yaratıcısı kim?
Bakın en basit konuda bile terminoloji uyumsuz. Böyle bir durumda doğru düşünmek mümkün olabilir mi?
Virusü bırakalım. İnsana gelelim. Şu anda toplumsal bir paranoyanın eşiğindeyiz. Duygularımızı yönetmeyi beceremiyoruz. Hele mantık hak getire. Düşünemiyoruz bile. Düşünme hakkımızı üst akla devrettik. Bununla biz yaşı 40 dan yukarıda olanlar baş edebilir ama biliyorsunuz ki gelecek ile ilgili planlar yapanlar 20-30 senelik değil, 100 yıllık planlar yapıyorlar ve şu anda 10-20 yaş olanlar 20-30 sene sonra toplumun yöneticileri olacak ama ipler kimlerin elinde olacak?
İ
nsanın içine saçma sapan bir korku girerse o büyür, yeşerir ve hiç ummadığınız bir anda sizi esir alır. Virüs geçer gider ama korku içinizde kalır.
Gerekli tedbirleri uygulamak yeter. Şimdi başa saralım. Çevreme baktığımda 2 grup insan görüyorum. 
Birinci grup ve çoğunlukla korkanlar. Korkunun ecele faydası yok. Onlara söyleyeceğim en önemli şey “Bilgi sahibi olur ve gerekenleri yaparsanız, korkmanıza gerek yok.” cümlesi olacaktır. İzolasyon kurallarına mutlaka uyun. Hjyen tedbirlerini doğru atak uygulayın, ellerinizi ve şüpheli bulaş noktalarını yıkayın ve dezenfekte edin. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirin. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin iki ayağı vardır. Birincisi beslenme ayağı, ikincisi duygu ayağı. Yapılan çalışmalar şükür duygusunun bağışıklığı kuvvetlendirdiğini göstermiştir. Korku ve şüphe duygusu ise zayıflatmakta.  Bağışıklığı yükseltmek için beslenme açısından yapılacak en önemli nokta Nitrik Oksit düzeyini yükseltmek gerektiğidir. Ayrıca kaliteli ve hücre zarına girme özelliği olan Omega-3 ve antioksidanlar kullanın. Eğer kullanmıyorsanız,  korku sizi ele gecirmis ve doğruları yapma becerisini kaybetmissiniz demektir. İnanmıyorum derseniz, ben de derim ki, korkunuzun sebebini buldum.  İnanç ve bilgi korkunuzu yok edecektir. 
 
Korkmayan grupta mısınız? Harika. 1-0 öndesiniz. Ama korkmamanız sizi gerekenleri yapmaktan alı koymasın. Bana bir şey olmaz gibi farkındasızlığa bağlı korkusuzluk değil, gerekenleri yaptım tevekkülü içinde olan bir korkusuzluktan bahsediyorum. Bulaşıcılıkta aracı olmamak için izolasyon kurallarını uyguluyorsun, hijyen tedbirlerini zaten her zaman uyguluyordun. Şimdi biraz daha özen gösterip, yanlış yaptıklarını düzeltiyor, yetersiz yaptıklarını yeterli düzeye getiriyorsun. Bağışıklık sistemini daha kuvvetlendirmek için beslenme tedbirlerini artırıyorsun. Sen zaten muhtemelen bilinçli ve bilgili gruptasın. Omega-3, antioksidanlar ve Nitrik Oksit kullanıyorsundur. Duygu ve düşüncelerini yönetiyorsun. Sana korkularını bulaştıramıyorlar.
 
En önemli nokta geleceğimizi oluşturacak çocuklarımızın bu dönemi hasar almadan atlatmalarını sağlamak. Sadece bedensel değil, ruhsal hasardan bahsediyorum. Korku duyan, panik atak geçirmeye hazır ve her denilene sorgulamadan itaat eden bireyler olmasını engellememiz gerekir.
 
Bugün gelecek için davranacağız, çocuklarımız için çalışacağız. Onlar için korkusuz olmayı öğrenmeliyiz. 
İçinde yaşadığımız dünya başkaları tarafından hazırlanmış diyorsan, geleceğini başkalarının eline bırakmışsın demektir. Ama şu gerçeği biliyorsan da, ayağa kalkıp gereğini yapma zamanın gelmiştir. Biz hem oyuncuyuz, hem yönetmen, hem de senarist. İçinde yaşadığımız dünya bizim duygu, düşünce ve davranışlarımızla şekillenecektir. Bu bilinç içinde hareket etmek görevimizdir.

 

YORUMLAR

Solve : *
27 − 4 =


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.