Korku, korkmak hayatın kara deliği... Yörüngesine giren her şeyi öyle büyük bir hızla emiyor ki ne kaçabiliyorsun ne saklanabiliyorsun.

Kelime olarak zıt anlamlısı bile yok. Kendi başına kocaman bir alan kaplıyor.

Her şeyden korkuyoruz ya da korkutuluyoruz. Sevmekten, sevilmekten yalnızlıktan, parasızlıktan, alıştığımız herhangi bir şeyden ayrılmaktan, işsiz kalmaktan, işe girmekten, 2020’den vs.

Uzun zaman içinde kaldığımızda o kadar tanıdık bir alan oluyor ki oradan çıkamıyoruz, hatta çıkmak aklımıza bile gelmiyor. Seviyoruz o korku arenasını. Ne de olsa artık güvenli bölgemiz.

Sıkça sevginin olmadığı yerde korkunun büyüdüğü, eğer içimizdeki sevgiyi büyütürsek korkuya hiç yer olmadığı söylenir eski kadim metinlerde…

Korku, beynimizde de ne yapar?  Korktuğumuz zaman beynimiz kaç veya savaş komutunu başlatır. Önce beynimizde bulunan Amigdala hareketlenir.  Amigdala beynimizin duygusal hafıza ve duygusal tepkiler ile ilgili çalışan parçasıdır. Biz bu yazıda korku ile olan ilişkisine bakıyoruz...

Korktuğumuzda vücutta bir dizi değişiklik olur. Beyin alarma geçer, nefes hızlanır, ciğerler genişler, kalp hızlanır, iskelet kaslarına kan ve glikoz akışı hızlanır. Sindirim sistemi gibi hayati olmayan sistemler yavaşlar.

Bir tehdit anında eğer kaçamaz ya da savaşamazsak, donma durumuna geçeriz. Eğer vahşi doğa belgesellerini seyrediyorsanız bu sahneyi orada çokça görürsünüz. Belgesellerde hayatı tehlike altında olan hayvan da kaçamaz yada savaşamazsa donar ve tehdit ortadan kalkınca titrer, sinir sistemi alarmı sonlandırır ve normal hayatına geri döner. Gelgelelim biz insanlar hayvanlardan farklı olarak tehlike geçtiğinde onlar gibi silkinip kendimize gelemiyoruz.

Peki ne yapıyoruz? Bu donma anlarını travma olarak hayatımıza ekliyoruz.

Korkunun hayatımızda ne kadar işlevsel olduğunu inkâr edemeyiz. Eğer korkmayı öğrenemesek ve sonraki nesillere öğretmesek bugün insan soyunu, dinozorlar tüketebilirdi.

Ancak sürekli ve belli bir doz korkuya maruz kalmak, yoğun korku, stresin altında ezilmek yüksek oranda kortizon salgılamamıza neden oluyor. Öğrenemiyoruz, uyuyamıyoruz, iletişim kurma yeteneğimiz geriliyor. Kilo alıyoruz, beynimiz küçülüyor. Yanı biz, biz olmaktan çıkıyoruz.


Benim bu noktada gözlemim ise çoğu zaman insanların bu donma anlarından başlarını kaldırıp korkuya bakacak cesareti gösteremeyişidir. Bir anda denize atlamayı elbette tavsiye etmiyorum. Ama bazen suya parmaklarını söyle bir değdirmek bile içinde bulunduğumuz illüzyonu arayabilir. Korku halinden biraz bile çıkmak içinizdeki güce doğru giden yolun kapılarını aralayabilir.
Hepimiz korkuyoruz hemde farklı farklı şeylerden. Hepimiz cesaretimizi yitiriyoruz. Hiç birimiz bu yolda yalnız değiliz. Sadece hepimizin biraz hayallerine bakacak cesarete ihtiyacı var.

Peki ne yapalım? Beden ve ruhun ayrı olmadığını hatırlayın... Doğada yürüyüş yapın, düzgün gıdalarla beslenin, sevdiklerinize zaman ayırın, dua edin, mindfulness gibi çalışmalar yapın. Yavaş yavaş güçlenin ve sonra belki o korku kaynağının gözünün içine bakıp bu konuyla ilgili eyleme geçerseniz.


El ele, can cana olabilme ümidiyle ...

Sevgiyle

Şevin MIZRAK


Benzer Yazılar

  • “Ben”  istediğim zaman  bu nehirden çıkarım!

    “Ben” istediğim zaman bu nehirden çıkarım!

    Şevin Mızrak Bir süredir mutluluğun bize en çok empoze edilmeye çalışılan duygu olduğunu düşünüyorum. Sanki yüzyılımızın nihai amacı mutlu olmakmış gibi, yanında kocaman bir talep kümesi ile birlikte yürümemiz gereken…
  • Keşke!

    Keşke!

    Dıt, dıt, dıt… Bir ses çınlıyor kulağımda. Başım ağrıyor. Göz kapaklarım oldukça ağır, sanki bütün yük o küçücük kapakların üzerinde. Dıt, dıt, dıt.. Ahhh, ahhhhh….Offf, offf… Çözmeye çalışıyorum karanlıkta sesleri.
  • Korkular nesilden nesile aktarılır!

    Korkular nesilden nesile aktarılır!

    Hepimizin farklı farklı korkuları var. Korkularımız özellikle de çocuklarımızla ilgiliyse; ne kadar gizlemeye çalışsak da ses tonumuzdan, mimiklerimizden, sözlerimizden ve davranışlarımızdan çocuklarımız bunu anlar. Çocuklarla ilgili en yaygın korkular; sağlık,…
  • Koltuk, Valentina ve pişme durumu!

    Koltuk, Valentina ve pişme durumu!

    Yazı başlığının Murakami kitapları gibi olmasını istedim çünkü bilmiyorum başladığım bu yazının sizi tatmin eden bir sonu olur mu…
  • Hellinger’in ardından

    Hellinger’in ardından

    Geçtiğimiz günlerde aile dizimi camiası, kurucusu ve babası saydığı teolog ve psikoterapist Bert Hellinger’i kaybetti (19.09.2019). Büyük bir sistemin ve şifa alanının yaratıcısıydı ve kalplerde büyük bir iz bıraktı.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kategorilerden Seçmeler