Kişisel Gelişim Uzmanı-Eğitmen / Yeşim Buyurgan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Kaçanı kovalama telaşı; “Neden ortadan kayboldu?”

Bir kadın ya da bir erkek bir ilişkiye başlarken ya da bir ilişki içindeyken neden bir anda ortadan kaybolur? Siz her şeyin iyi gittiğini sanarken, neden hiç ummadığınız bir anda hayal kırıklığı ile karşı karşıya kalırsınız?

Kaybetme korkusu o anda tetiklenir, sonra kaçanı kovalama telaşına düşülür, o kişiyi geri döndürme çabası ile yeri gelir kendinizden bile vazgeçersiniz.

Ne zaman siz de karşınızdaki gibi kayıtsız olursunuz ve onun davranışlarını ona kibarca aynalarsınız işte o zaman enerji bir anda tersine döner; hatta kimbilir özlenen, aranan, sevilen, düşünülen siz olursunuz. Eğer özlemiyor ya da kendisi bir iletişimde bulunmuyorsa, geçmişe takılı kalmanın ya da takıntılı bir şekilde her an kafada kurmanın, günü kendine zehir ederek enerjiyi ve zamanı boşa harcamanın da bir faydası yok. Olmuyorsa, olmuyor demeyi kabullenebilmek gerek. Tabi şunu da unutmamak da fayda var karşınızdaki kişi gerçekten istediğiniz ya da sizin mutlu olabileceğiniz tipte bir insan mı? Egonuz mu yoksa devrede… Kimi zaman sırf elde etme hırsı  bile kovalayan kişiyi güdüleyebiliyor.

Kendinizi hırpalamak yerine, çaresizce onun davranışlarını anlamlandırmak, onu kontrol etmeye çalışmak yerine kendinizi onurlandırmayı seçebilme özgürlüğünüz hep var. Aramıyor mu, mesajlarınıza geri dönmüyor mu ya da geç mi dönüyor; çabalarınıza rağmen değişen bir şey yok mu; kişinin kendi psikolojisini bozmaması adına kendi planlarını yapmaya başlamak ve hayatına devam etmek. Karşı tarafa yüklenen anlamı geri çekmek. Unutmayın, bu yaptığınızla aslında kendinizi geri kazanıyorsunuz. Hayata karşı dik duruşunuzu, gururunuzu, sizi değersiz hissettirebilecek davranışlara dur diyerek kendinize olan inancınızı ve en önemlisi kendinize duyduğunuz saygıyı ayakta tutmuş oluyorsunuz.

“Elimde değil, kendimi kontrol edemiyorum, onu aramak istiyorum, üst üste mesajlar gönderiyorum, sürekli yanıma gelmesi için baskı kuruyorum.”

En çok yaşadığımız sıkıntılardan biridir; karşımızdaki insanın sesini duymak, onu mümkün olduğunca fazla görmek için çırpınışlarımızın cevapsız kaldığı durumlar… Hatta kimi zaman karşılık almadığımız telefon aramalarına üst üste devam ederek, sürekli mesajlarla kendimizi hatırlatmaya çalışarak karşımızın ilgisini çekmeye çalışırız.  Buradaki kritik gedik şudur: acaba karşınızdaki insan sizin kadar çok bunları istiyor mu? Size işinden, kendinden ya da kendi yaşadıklarından vakit ayırmaya özen gösteriyor mu yoksa sadece o canı istediği, keyfi geldiği zaman mı ulaşıyor, görüşüyor. Aradığınızda cevap veriyor mu? Yoksa saatlerce hatta günlerce geri dönmüyor mu?

Malum az paylaşılan anlar nedeniyle çoğu zaman hemen görüşelim teklifine öyle hazırızdır ki; hayatımızdaki her şey o an bir tarafa itilir, koşa koşa gidilir buluşmaya. Peki, siz teklif ettiğinizde o hep koşa koşa geliyor muydu, yoksa hep bir işleri var, yoğun, yorgun vs. mi idi? Özdeğer ve özsaygı insanın her zaman ilk tercihi olmalı aksi durumda birilerinin gelip de o özdeğeri, özsaygıyı rahatlıkla zedelemesi mümkün. 

Kendinizi kontrol etmek mi istiyorsunuz? O zaman karşıdaki cevap vermediğinde ve siz sürekli arayarak onu boğduğunuzda, ona ulaştığınız an ki ulaşırsanız size söyleyebileceği kötü ya da kırıcı sözleri, ilgisiz ses tonunu ve o istemediği sürece sizin onu ikna çabalarınızın sadece sizi yoracağını düşünün hatta bunları yaşarmış gibi hayal edin.

Hayatınızda yer kaplayan alanlara odaklanıp ilişkiye ya da kişiye yüklediğiniz enerjiyi kendi alanlarınıza akıtırsanız, düşen enerjinizin yükseldiğini görmeniz mümkün. Hayat içerisinde insanın yaşam çarkında bir sürü alan var. Sadece romantizme odaklanıp diğer öz alanlarınızı ihmal ettiğinizde bir düşünün; o çark döner mi, diğer alanlar beslenmedikçe siz tam olabilir misiniz? Tüm enerjisini karşısındaki kişiye akıtan, buna rağmen karşılık alamayan kişinin zamanla içsel dengesi bozulur, hayata karşı hevesi de sönmeye, yaşama direnci düşmeye başlar.

Peşinden çaresizce koşmayı bırakmak. Öz değeriniz ve saygınız için… Hele ki karşınızdaki sizi kötü hissettiriyorsa!

İç sesiniz size karşı tarafın üzerine gitmenizi söylese de, isterseniz o iç sesinizi kontrol edebilirsiniz. Kimi zaman red edilme durumunda kişide karşı konulmaz bir şekilde olaya direnç gösterme söz konusu olabilir ve üsteleme ihtiyacı ortaya çıkabilir.  Egonuz iyice tetiklendikçe siz görüşmek isterken o müsait değilim dediyse, yarın, öbür gün ne yapıyorsun der durursunuz. Cevaplar ise sizi tatmin etmekten uzak ise iyice dolmaya başlarsınız. Hatta o müsait değilim dediği an suçlamalar, sorgulamalar başlar; neden, kimle olacaksın, ne yapacaksın, bana zaten ne zaman vakit ayırıyorsun ki vs.  Bu durumda ne olur? Karşı tarafın arayacağı varsa aramaz, geleceği varsa gelmez; kaçacak yer arar.

İlginin dozunu iyi ayarlamak, karşı tarafın sınırlarını geçmemek, karşılıklı kişisel alanlara saygı duymak, kazan-kazan dengesini sağlamak ilişkilerde dengeyi kurar. Bir ilişki dengede değilse ve ilişkide yok sayıldıkça, karşıdaki kişiyi daha fazla takıntı haline getirmek olası bir durum. Onsuz yapamamak, onun her davranışını kontrol etmek, sorgulamalarla ve sitemlerle sık boğaz etmek sadece insanın kendini yormaz, karşısındakini de bezdirir, uzaklaştırır. En iyisi mi biraz rota değiştirmek... Artık sürekli arayıp, mesaj gönderip dururken bulmamak kendini, görüşelim mi, ne yapıyorsun diye sormayıvermek... Serbest bırakmak... Biraz da uğraşan karşı taraf olsun; siz bu ilgiyi hak ediyorsunuz.

Eğer karşı tarafa ipleri zaten kaptırdıysanız, o da her çağırışında gideceğinizi bilir ya da her aradığında size ulaşacağını.  Ta ki, siz müsait olsanız bile bir kere de olsa teklifini geri çevirip müsait değilim deyinceye kadar… İşte bir aynalama örneği…

Neden her aradığında  telefona yapışıyoruz? Hatta elimizde telefon bekliyoruz? Biraz da müsait olmayıverelim biz de… Diğer bir aynalama örneği…

Karşınızdakini kontrol edemezsiniz ama kendi düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz. Egonuzun sizi engellemesine izin vermediğiniz sürece.

Eğer sürekli uğraşan, bir şeyleri yürütmeye çalışan ve bu sırada bezen siz oluyorsanız; biraz kendinizle ilgilenin. Gizemli olun azıcık da olsa. Her yaptığınızı, her gittiğiniz yeri, öğlen ne yediğinizi, akşam kaçta yatacağınızı  sürekli anlatmaya gerek var mı? Çok anlatmayı seviyorsanız o zaman hem cinsleriniz ile paylaşın bu konuları… Karşınızdaki size ne kadar anlatıyorsa siz de o kadarını anlatırsınız. Özellikle erkekler fazla söze, fazla konuşmaya gelemiyorlar. Az, öz, sade…

İlgisizlik canıma tak etti

Anlık beklentilerimiz ya da anlık yaşayacaklarımız için geleceğe dair yaşanacakları gölgelemek istemiyorsak; söylediğimiz sözler ya da sergilediğimiz davranışlar sonrasında bizi üzüp, yıpratmayacak kalitede olabilmeli… Evet belki ilgisizlik canımıza tak etmiştir fakat  anlık öfke ya da gururla söylediğimiz her söz ya da davranış karşı tarafın bize daha çok acı çektirmesi için vesile yaratıyor sadece… Biraz sabredip zamanı ve yeri iyi seçerek sıkıntımızı uygun bir dil ile paylaştığımızda belki de sonuç çok daha verimli ve tatminkar olabilir. Ama o öfkeyle değil…

Neden derseniz; çoğu zaman haklı iken öfkemize yenilip, sabırsız davranıp tam tersine sitemkar, mağdur, beklentili duruma kendimizi düşürdüğümüz için… Karşı taraf haklılığını ortaya çıkarıverir tarzda geri bildirim yaptığında bir o kadar da kendimizi suçlu hissettirildiğimiz için… Sonra bir bakarsınız siz özür dileyip karşı tarafın gönlünü almaya uğraşır haldesiniz. Burada bir çelişki yok mu?

Her ilişkinin dinamiği farklıdır ve karşısındakini doğru tanımak atılan adımlarda en önemli kaynaktır. İlişki yaşamak; sadece vermek ve almamak değildir hiçbir zaman… Eğer karşılıklı sevgi ve saygı varsa biraz yöntem değiştirmekle ilişki sağlığına kavuşturulabilir belki… Bu karşıdaki kişinin kişiliği ile değil de yaşadığı anlık boşluklar nedeniyle ise, geçici bir dönemse durum iyi analiz edilmeli bu durumda.  Bir tek fark ile; eğer karşı taraf zaten baştan beri sizin için yanlış insan değil ise…

Ayrılmak mı istiyor, siz elinizden geleni yaptınız mı ve buna rağmen kayıtsız mı kaldı; sakin, dingin, sabırlı ve biraz da kayıtsız kalarak siz de kapınızı artık kapatmalı mısınız? Aldığı bu kararın sorumluluğunu karşı tarafın da katlanmasına izin vermek ve sadece akışta kalmak.

Sizi belki de yeterince umursamadı bile, duyguları sizinle aynı şiddette olamadı, bağlanmaktan kaçtı, kendi özgürlüğü daha değerli idi, ya da sadece gitmek istedi; bu. O zaman, şimdi de siz umursamayıp, duruşunuzda kararlı mı olmalısınız? Cevap sizde… Akıllı ve özgüvenli insan karşısındaki ona bu şekilde davrandığında geri çekilmesini bilir. Zaten onun yerine sessizliği konuşacak ve aslında bu sessizliği ile karşısındaki insana çok şey anlatacak. Anlamıyorsa da, hakkında hayırlısı olsun diyebilmek belki de en adil çözümdür.

Ya da o kişi sizi belki umursuyor ama kendi hayatı daha ön planda. O zaman da bırakmak ve biraz kendi ile kalmasına izin vermek, yokluğunuzun farkına varması. Eğer o kişi kendisi ile kalıp düşündüğünde ya da sizin yokluğunuzu hissettiğinde, o anda sizin varlığınız daha ağır basarsa, o zaten kendiliğinden geri gelecektir, tabi gerçek sevgi varsa… Kaybetme korkusu ile ya da egosu nedeniyle dönüş yapıyorsa ya da çevresinde başka birini bulamadığı için geri dönüş yapmak peşinde ise, siz yeniden ister misiniz? O da size, tabi ki sizin seçiminize kalmış.

Aradığınız sevgi, güven duygusu aslında sizin içinizde. Başka insanlarda değil. Hayatınızın anlamı hayatınızda bir erkeğin ya da bir kadının olması da değil. Önce kendinizin en iyi arkadaşı olmayı deneyin. Siz enerji frekansınızı olumlu yükselttikçe, muhtaç enerjisinden çıktıkça ve varsa bilinçaltındaki kaybetme, değersizlik, yalnız kalma gibi korkularınızı temizledikçe zaten size, sizin değerinizi bilecek, sağlıklı bir ilişki yaşayabileceğiniz türde insanlar hayatınıza gelmeye başlayacak. 

Yeşim BUYURGAN

Kişisel Gelişim Uzmanı, Eğitmen


Benzer Yazılar

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Kategorilerden Seçmeler

FACEBOOK

TWITTER

LINKEDIN