DOLAR 8,4249
EURO 10,0100
ALTIN 490,74
BIST 1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 36°C
Sıcak
İstanbul
36°C
Sıcak
Cts 36°C
Paz 35°C
Pts 36°C
Sal 38°C



Mutluluğun sırrı kişisel değerlerinin farkında olmaktır

04.01.2021
2.609
A+
A-

“Kendi hayatının kontrolünü elinde tutamayan hiç kimsenin mutlu, başarılı ve tatmin olmuş hissetmesi mümkün değildir”

Günümüz insanının en yaygın problemidir mutsuzluk. Kendisini mutlu olarak tanımlayan insanların sayısı ise tahmininizden de azdır. Bu insanların büyük kısmının maddiyat endişesinden arınmış olduklarını, kendilerine keyif veren aktiviteleri yürüttüklerini, onları sınırlayan bağlardan kurtulmuş olduklarını ve davranışlarına karar verirken başkalarının ne düşüneceğini veya ne yapacağını çok da umursamadıklarını gözlemlemiş olabilirsiniz.

 

Tam tersine bitmez tükenmez bir hırsla para kazanmaya kendisini kaptırmış insanların ise neredeyse istisnasız mutsuz olduklarını, davranışlarını başkalarının ne düşüneceği ve onları nasıl göreceğine göre düzenlediklerini de aynı şekilde gözlemlemişsinizdir.

 

Bu durum çok normaldir aslında, zira basitçe şunu söyleyebiliriz; mutlu olabilmek için kişisel değerlerinize uygun yaşamalısınız, bunun aksine yaptığınız her şey sizi mutsuzlaştıracaktır. Örneğin yeni ülkeleri görmek size keyif veriyorsa kişisel değeriniz seyahattir ve para ancak seyahate dönüşebilirse size mutluluk verebilir. Oysa asıl değerinizi göz ardı ederek para kazanma aktivitesinin kendisine kapıldığınızda seyahat fırsatlarını da tepmiş ve kendinizi mutsuzluğa sürüklemiş olursunuz. Günün sonunda kazandığınız para sürekli arttığı halde bundan keyifsizliğiniz de artmış olacaktır. Çünkü siz, paranın sizin seyahate çıkmanıza yarayacak bir araç olduğunu unuttunuz ve para kazanma eyleminin kendisine tutsak oldunuz. İşte bu nedenle para kazanmak bir kişisel değer değildir deriz, parayla yapmak istedikleriniz ancak sizin için bir değer olabilir.

 

Paradan ilk akla gelmesi olası şey olduğu için bahsettim. Yoksa bir doktorun, Sınır Tanımayan Doktorlar’a katılarak Afrika’da ihtiyacı olanlara yardım etmeye gitmesinden duyacağı mutlulukta paranın zerre kadar önemi yoktur. Kendi kişisel nirvanasını bulmak için inzivaya çekilenlerin bunun maliyetini düşündüklerini hiç zannetmiyorum. Gerçekten de insanların genellikle paradan çok farklı değerleri vardır, yalnızca bunların ne olduğu konusunda pek düşünmezler ve hayatın onlara sunduğu şeyleri yaşamaya teslim olurlar. Etrafınızda gördüğünüz maddi durumu iyi olduğu halde mutsuz olan insanların müşterek derdi budur aslında. “Para insanı mutlu etmez” klişesinin ardında yatan da o parayla ne yapmak istediğini bilememektir. Bakmayın bazen o her şeye kavuşmuş gözükenlerin size alaycı şekilde “Evet, para insanı mutlu etmeyebilir ama bir Mercedes içinde mutsuz olmayı, bisiklet üstünde mutsuz olmaya yeğlerim” demelerine. Gözlerindeki acı bakışlardan kolayca kullandıkları kelimelerle hissettiklerinin aynı olmadığını anlayabilirsiniz.

 

Paraya benzer şekilde özgürlük hissi de kişiyi mutlu ya da mutsuz kılan değerlerden birisidir. Aşırı kontrollü bir iş yeri, patron, müdür veya eş de kişiyi kolayca mutsuzluğa sürükleyebilir. İnsanın doğasında kendi kaderini yaşamak ve kontrol etmek arzusu vardır. Ancak insanlar yaşamın biteviyeliği içinde zamanla kendi kontrollerini başkalarının ellerine bıraktıklarını fark etmezler bile. Bunun sonucunda da bir kafese girmişlik hissine kapılır ve mutsuz olurlar. İnsan kendi tercihlerini yaşamazsa başkalarının tercihlerini yaşamak zorunda kalır. Çevrenizde birbirlerine özgürlük alanı tanıyan çiftlerin evliliklerinin daha iyi gittiğini veya benzer şekilde çalışanlarına inisiyatif tanıyan işyerlerinde iş performansının çok daha yüksek olduğunu gözlemlemişsinizdir.

 

Mutlu insanlar kişisel özgürlüklerini korumayı ve geliştirmeyi başarabilen insanlardır, başkalarının gündemlerinin kendi hayatlarını etkilemesine izin vermezler. Nasrettin Hoca’nın meşhur bir fıkrası vardır; Hocam derler, bir tepsi baklava gidiyor. “Bana ne” der hoca. Ama derler sizin eve gidiyor. “Sana ne” der hoca… İşte mutluluğun bir anahtarı da budur; yarışınız başkalarıyla değil de kendinizle olursa diğer insanların gündemine, dedikodularına veya eleştirilerine takılmazsınız. Aynı şekilde başkalarının başarılarını da kıskanmazsınız. Kendiyle barışık ve kendi kişisel gelişiminin peşindeki insanlar eleştiri veya kıskançlık gibi zehirli duygulara kolay kolay teslim olmazlar.

 

Mutlu insanların bir ortak değeri de çok okumalarıdır, ya da daha doğru bir ifade ile farkındalıklarıdır diyelim. Dünyayı ve kendilerini keşfedebilmenin yolunun okumaktan, diğer insanları ve çevrelerinde olan bitenleri anlamaktan geçtiğini bilirler. “Birkaç kişi düşünür, diğerleri de onların düşündüklerini düşünür” söylemini bir ironiye dönüştürür ve başkalarını izlemektense kendi düşüncelerini oluştururlar. Bazen “Cehalet mutluluktur” düşüncesinin taraftarlarına da rastlayabilirsiniz. Ancak cehalet farkında olmamaktır, bu nedenle hissiyatı da mutluluktan ziyade bir bitki gibi hiçbir şeyden habersiz yaşamaktır. Bu mutluluk değildir, tam tersine bir hissizlik halidir.

 

Mutlu insanlar belirli bir düşünce sisteminin, partinin veya bir spor takımın fanatik taraftarı olmazlar. İnançların belirleyici olduğu din gibi konuları bile sorgulayıcı ve araştırıcı bir şekilde ele alırlar. Her zaman yeni bilgilerle gelişmek ve esnemek için payları vardır. Bir şeylere aşırı bağlanma hissi ve takıntılı sevgiler mutsuzluğun ve arayışta olmanın işaretleridir aslında.

 

Mutlu insanların bir başka özelliği de popüler akımlara ve tüketim deliliğine kendilerini kaptırmamış olmalarıdır. Kişisel değerleri tüketim odaklı değil üretim odaklıdır, tabiri caizse basit yaşar çok üretirler. Leonardo Da Vinci “Basitlik gelişmişliğin en ileri ifadesidir” demişti. Alış veriş anında yükselen Dopamin hormonunuz dolayısıyla tüketirken ani bir mutluluk hissi yaşamanız ve aynen bir parça çikolata yemiş gibi keyif almanız mümkündür. Bir süre sonra hormonlarınız normal seviyeye indiğinde tüketimin de sizi mutlu etmediğini hissedeceksiniz. Aslında çok alış veriş yapan insanların doyumsuz, ruhsal açıdan boşlukta ve hayatlarının anlamını arayışta olduklarını tahmin edebilirsiniz. Nitekim Dopamin aynı zamanda sigara, seks, uyuşturucu gibi bağımlılıkların da arkasındaki hormondur. Yani bir süre sonra tüketerek mutlu olma arayışına bağımlı olabilirsiniz.

 

Diğer yandan eminim ki sizin çevrenizde de çok zengin, her istediğini alabilen, hiç sıkıntı nedir bilmeyen kişiler vardır ve yine eminim ki onların mutsuzluklarına bizzat şahitsinizdir. Mutlu insanlar zamanlarını ve paralarını harcayacak çok daha anlamlı amaçlar peşindedirler, yeni bir arabanın vereceği geçici mutluluk yerine bir vakıf aracılığı ile çocuklara yardımcı olmanın sonsuz mutluluğunu tercih ederler. Mutluluk özünde “Ben niye varım? Ne yapmak istiyorum?” gibi soruların cevabını bulmuş olmanızla ilgilidir.

 

Basit gibi görülen bu soruları sorduğunuzda çevrenizdeki insanların çoğunun bir hayat amacı olmadığını görür ve şaşırırsınız. Aynı şekilde istediğiniz şekilde değil de dâhil olduğunuz toplumun normlarına ve dayatmalarına uygun şekilde yaşadığınızı fark ettiğinizde de geriye dönüp bakar ve “Aman Tanrım ne yapmışım ben hayatıma?” dersiniz. Ailenizin istediği okullara gitmiş, sizin için doğru olduğunu düşündükleri insanı hayat arkadaşı olarak seçmiş, seveceğiniz yerine para kazandıracak bir işe girmiş, vakti geldiğinde gerçekten isteyip istemediğinizi düşünmeden çocuk yapmış ve emekli olduğunuzda yapmak istediğiniz tek bir şey bile olmadığını anlamış halde bulursunuz kendinizi… Mutsuzsunuzdur.

 

Kendinize bunu yapmayın! Bu hayat sizin. Toplumun dayatmalarına değil kendi değerlerinize, istek ve tercihlerinize uygun yaşarsanız, kendi zevklerinize önem verirseniz, daha basit yaşarsanız, para kazanmanın hayatınızın amacı olmadığını anlarsanız, başka insanların yaşamı ile kendinizinkini kıyaslamazsanız mutlu olma şansınız artar. Bir gün kırk yaşına geldiğinizde “Ben gitar çalmak istiyordum ne işim var bu bankada?” demeyin. Çünkü ıskaladığınız şeyleri telafi etme şansınız olmayacak.

 

YORUMLAR

Solve : *
18 − 14 =


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.