Son günlerde en çok duyduğumuz şey belirsizliğin getirdiği stres, stresin getirdiği kararsızlık, kararsızlığın getirdiği durağanlık değil mi?

Bu dönem şu ana kadar yaşadığımız diğer dönemlerden farklı. En büyük farkı, refaha ermek için net bir yol haritasının olmaması ya da tatmin edici bir açıklama duyamamak.

Hayatımızın çeşitli alanlarındaki belirsizlikler bizleri düşünmeye, endişelenmeye ve tahminlerde bulunmaya sevk eder. Bu tip belirsizliklerden bahsederken hayat deneyimlerimiz, hayatı yaşama biçimimiz ve beklentilerimiz, belirsizliklerle nasıl başa çıktığımız konusunda belirleyici olur. Hayata yaklaşımınız “ölme eşeğim ölme“ deyimindeki gibi umutsuz bir bekleyişle de ilgili olabilir, “gün doğmadan neler doğar“ sözündeki gibi belirsizliğin olduğu ama umut dolu bir anlam da içerebilir.

Peki iş dünyası ve ekonomi açısından baktığımızda durum nasıl? Gelelim ekonominin “kriz” kelimesiyle yan yana anılmamaya çalışıldığı ama herkesin kendi piyasası içerisinde bu iki kelimeyi fazlasıyla sık duyduğu, duymanın yanı sıra derinden hissettiği durumlara. Piyasalardaki belirsizliklerden dolayı rutinde ilerleyen işler de olumsuz yönde etkileniyor. Herkesin beklentisi aslında tek: Tahmin edilebilir bir gelecek. Döviz kurları, ekonomik büyüme, faiz oranları, hatta siyasi gelişmeler hepimiz tarafından tahmin edilebilseydi ne kadar kolay bazı şeylere yatırım yapardık değil mi? Ancak bu hiçbir zaman mümkün olmuyor, hele Türkiye gibi bir coğrafyada. Krizleri hem dünya hem Türkiye daha önce yaşadı, yaşayacak da. Krizler gelir, sürer sonra da biter. Peki o sırada gelen dalga da siz sabit durabildiniz mi, veya bu dalgayı fırsat bilip yeni bir atılım yapabildiniz mi ya da dalga sizi önüne katıp gerilere mi sürükledi darmadağın mı etti? İşte bu yazıyı biraz da böyle bir durumda nerede durduğumuzu anlamak fırsat varken kaçırmamak için kaleme alıyorum.

Öyle “Pollyannacılık” oynamak niyetinde de kafasında da değilim. Tam aksine realistlikten uzaklaşamama gibi zaafı olan biri olarak yazacağım.

Ben güce değil dayanıklılığa, şansa değil fırsat yaratma yeteneğine, kaderciliğe değil aklı kullanmaya inananlardanım.

Korkularımız bizi ayakta tutan ve yarına daha sağlam adımlarla taşıyan gerçeklerdir. Korkularımız sayesinde devamlı diri ve de hazır oluruz. Korkular bizi daha temkinli, daha kontrollü tutar, en önemlisi de ezberi bozdurur.

Bu tarz ortamlarda potansiyelin ortaya çıkması daha kolay olur. İhtiyaç olan şey farklılıktır. Kriz anında herkes kaybetmez. Dayanıklı olan ayakta kalır.

Dayanıklı olmak demek de öyle bugünden yarına hemen olabilecek bir şey değildir. İster bireysel, ister bir kurumun sahibi olun, sağlam temellere oturmuş değerleriniz yok ise zor süreçlerden geçmeniz de bir o kadar güçtür.

Değerler kararların ve kuralların kılavuzudur.

Kriz dönemlerinde ihtiyaç duyulan başlıca değerlerden bazıları şunlardır:
Güven
Şeffaflık
Geri bildirime açık olma
Olumsuz sonuçlarla ilgili sorumluluk alabilme
Takım ruhu
Dayanışma
Hatayı kabul edebilme

Bunlar olmadığında bireyde kaygı ve endişe düzeyi artar, bir diğer deyişle stres oluşmaya başlar. Kurumlarda ise enerji olması gereken yere doğru gitmez, tam tersine iç çekişmelere, rehavete, sorumluluktan kaçmaya, mazeretlerin iş modeli haline dönüşmesine ve dedikoduya sebebiyet verir. Buna da kültürel entropi denir.

Bir Kızılderili atasözü, “Boşluk, şeytan tarafından doldurulur” der. Kurumsal hayatta da, bireysel yaşamda da, bilgi eksikliği ve değer yoksunluğu ortama kaygılı olma ve durağan kalma halini verir.

Bu nedenle genel belirsizlik devam etse de kişiler kendileri için gerçekten ihtiyaçları olan bilgileri belirlemeli, genel karmaşadaki belirsizlikle kendi yaşamlarının tamamını bağdaştırmadan hedefledikleri yaşam konusunda çaba sarf etmeye ve haz almaya devam etmelidirler. Kurumların ise, hedeflerin aynı olmasının yeterli olmadığı bilinci ile, kendilerini aynı duyguda, aynı motivasyonda ve aynı paydaşta buluşturacak ekiplerle yollarına devam etmeleri gerekir.

İnsan sayısı üzerinden tasarruf yapmak, anlamsız maddi tasarruflar peşinde koşmak, telaş içinde fevri kararlar vermek ve her kararı krize bağlamak kolay ve basit yol olduğu gibi, daha sonrasında aidiyet duygusunu ve güveni zedeleyen daha da büyük sorunların temelini oluşturacaktır.

İşler yavaşladığında veya durum belirsiz hale geldiğinde müşterilere değer inovasyonu yapmak gerekir. Yenilenmiş ve fayda odaklı öneriler bütünlüğü sunulmalıdır.

Ve belirsizliklerin kurum içinde olumsuz etkilerini minimuma indirmek için, iş sahiplerinin ve yöneticilerin işi yönetmek demenin de işi yapan insanların duygularını yönetmek olduğu bilmeleri gerekir.

Sevgiler,
Didem Tınarlıoğlu
Yönetim Danışmanı & Kurumsal Eğitmen


Benzer Yazılar

  • Biz normale dönmeyelim

    Biz normale dönmeyelim

    Eskiden her şey çok normalmiş gibi herkeste bir normale dönme özlemi. Her şey normal falan değildi eskiden. Bir sürü anormallikleri olan koca bir dünyada yaşıyorduk.
  • Belirsizlik sürecine koçluk bakış açısı ile bakmak!

    Belirsizlik sürecine koçluk bakış açısı ile bakmak!

    Belirsizlik, günlük hayatta çok karşımıza çıkan, yönetme ihtiyacı duyduğumuz bir olgudur.
  • Kapılarımızı açıp dışarı çıktığımızda!

    Kapılarımızı açıp dışarı çıktığımızda!

    Bu süreç bitip, evlerimizden çıkmaya başladığımızda, yani kapılarımızı dışarı çıkmak için tekrar açtığımızda hepimiz farklı olacağız, farklı bir dünyaya adım atacağız.
  • Sessizlik sarmalı!

    Sessizlik sarmalı!

    Toplumumuz, maalesef saygı göstermeyi fikir belirtmemekle karıştırdığımız bir noktaya geldi. Bu durum, yalnızca bizim toplumumuzla da sınırlı değil aslında; günümüzde, hâlâ, eleştirinin –geri bildirim de denebilir- saygısızlık, hatta hadsizlik olarak görüldüğü…
  • Kaybetmeden evrilemez miyiz?

    Kaybetmeden evrilemez miyiz?

    Öylesine hızlı bir dönemden geçiyoruz ki bu dönemin adını bile koymakta zorlanıyoruz. Kimi içinde bulunduğumuz çağa uzay çağı diyor, kimi post-endüstriyel çağ, kimi bilgi çağı, kimi bilgisayar çağı, kimi de…

Yorum Ekle

Kategorilerden Seçmeler

FACEBOOK

TWITTER

LINKEDIN