ekonomidoktorunuz

Şiddetin ardında sevgisizlik yatar

Sevgisizliğin kökeninde ise ayrım vardır. Ayrım, “diğeri” kavramını doğurur. Tüm bu kavramları zihin oluşturur. Zihin, kalpten gelen gerçek sevgiye olan akışı tıkar. Aslında zihnimizin kötü bir niyeti yoktur. Onun amacı bedeni hayatta tutmaktır. En temel çalışma prensibi ise, karşılaştırmalar kullanarak tanımlamalar yapmaktır. İnsan ise, kendini zihni ile özdeşleştirdiğinde, asıl problem baş gösterir… “Sırtım kaşındı, bacağım ağrıdı” deriz, ancak “beynim düşünüyor, şöyle hissediyor” demeyiz… “Üzgünüm, öfkeliyim, düşüyorum” deriz…

An be an değişen duygu ve düşünceleri kendimizmiş gibi yorumlarız.


Unutmamak gerekir ki, kalpten gelen sevgi dışındaki tüm duygu ve düşünceler, zihinden kaynaklanır.


Bilgi ve Deneyim

Zihnin ise iki tane kaynağı vardır; öğrendiği bilgi ve yaşadığı deneyimler… Tüm bilgi ve deneyimlerimiz çevremize, kültürümüze ve özellikle de ailemize dayanır. Zihin, kendi tanımlamaları, etiketlemeleri ile inanç sistemini oluşturur ve her şeyi, herkesi sabitleştirir. Bu sabitleme, kısıtlamaya yol açar. Zihin için başka düşünceler birer tehdit gibidir. Bunun dışında kalanları ise zihin ötekileştirir… Bu sebeple haklı olmak bizim için son derece önemlidir.

 

Güvenlik İllüzyonu

Tüm bu sabitleştirme, zihnin güvenlik arayışını da destekler. Zihnin kendini güvende hissetmesi için çevresindeki şeylerin tanımlı ve değişmeyen – en azından beklenmedik değişikliklerin olmadığı – bir yapıda olması gerekir. Aynı zamanda, zihin her tanımına bir açıklama, somut bir neden arar. Bulamasa da kulp takmaya başlar. Kulbu bulduğunda ise sevinir… Her aksiyonun, dışlamanın, şiddetin bir açıklaması vardır. Genellemeler de en büyük tehlikedir; “Bu kişi mühendis, o yüzden duygularını ifade edemez”, “Erkekler böyle zaten…”, “Onlardan bir şey olmaz…” gibi…

 

Tüm bu sabitleme ise pratikte işimize yaramaz. Evrende her şey hareket halindedir ve sistemler oluşturur. Küçük sistemler, büyük sistemleri oluşturur ve böyle devam eder. Kaos teorisi, bu sistemleri en isabetli bir şekilde açıklayan teorilerden biridir:

 

Sistemler devamlı hareket halindedir ve değişirler…


Sistem içindeki herhangi bir etkinin sonuçlarını kestirmek mümkün değildir. Küçük bir değişim büyük bir etki yaratabilir.


Sistem öncelikle tüm sistemi hayatta tutmaya çalışır; bireyler ikincil öneme sahiptir.


Sonuç olarak, her şey ve hepimiz devamlı bir değişim içerisindeyizdir. Hayatı bu kadar muhteşem ve renkli kılan da budur. Bu değişimi akış olarak nitelendirebilirsiniz. Bu akış ile uyum sağlanırsa beklenmeyenin heyecanı ile “bilinenden” kurtuluruz. Zihnin geçmişin acılarına tutunmasından, gelecek hakkında halüsinasyonlar görmesinden özgürleşiriz…

Aksi halde, bu tanımlamalar devam ederken, bir ilişki mümkün olabilir mi? Sevgi dolu ilişkiler mümkün olur mu? Ayrımın, şiddetin, kinin, öfkenin olmadığı ilişkiler mümkün olabilir mi? Bir taraf, zamandan, anılardan, beklentilerden bağımsız bir sevgi beslerken, öte taraf “sen böylesin, sen şöyle yaptın” derse, bir ilişki kurabilirler mi?

Her iki taraf da kalpten gelen saf sevgi ile hareket ederse, şiddet kalır mı? Öteki kalır mı? Düşman kalır mı?


Bireysel Çalışma

 

Zihni takip etmeye başladığımızda, onun nasıl çalıştığını gördüğümüzde, artık onunla özdeşleşmekten kurtulmaya başlarız. Dikkatimiz, onun düşünce tarzını gözlemeye odaklı olmalıdır. Tam bu aşamada, çok önemli bir keşif vaki olur. Zihin aynı oyunu, bizim kişilik dediğimiz – egomuz – için de yapmaktadır. Hatta bu kişiliği, farklı ortamlarda, farklı rollerde değiştirerek bir bukalemun gibi davranmaktadır.

 

Çocukluktan veya ailemizden/atalarımızdan taşıdığımız tüm acıları örtüp, hayatta kalmak için farklı parçalar geliştirir ve bunları gerekli yerde kullanmaktadır. Biz de kendimizi tanımlamış ve çeşitli rollerde sabitleştirmiş oluruz. Egonun keşfi ile bireysel sahteliğimiz ile yüzleşme zamanı gelir. Bu oldukça sancılı bir süreçtir. Tüm bağımlılıkların da yüzeye çıktığı bir aşamadır bu… Yunus Emre’nin “ölmeden ölmek” dediği kavramdır. Tüm sırtımıza yüklediğimiz bize ait olmayan tanımlamaları attığımızda özgür oluruz. Bu noktada ‘kendimiz’ dediğimiz bir sanal imaj olmayacağından dolayı, bu imajı sevme veya sevmeme derdimiz ortadan kalkar. “Kendini seven başkalarını sever demek” bile bir hatadır artık. Sevginin kaynağı ortaya çıkmıştır.

 

Tüm bunları kavramak kolay olmayabilir. Ölüm farkındalığı bunun için etkili bir yoldur… Diyelim bir şekilde biliyorsunuz, gelecek sene bugün hayata gözlerinizi yumacaksınız… Yarın ne yapardınız? Veya yarın sabah uyandınız, her şey çalışıyor bir şekilde… Ancak sizden başka hiç bir insan yok… Ne yapardınız? Bu iki durumu da iyice hissedin… Ne yapardınız?

 

Bu iki senaryo üzerinde her sabah ciddi bir şekilde düşünün; hissedin…


Ne yapardınız?..

Sevgilerimle

Nöro-Liderlik Koçu

Deniz Öztaş

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Benzer Yazılar

  • Dede erik yediğinde torunun dişi kamaşır

    Dede erik yediğinde torunun dişi kamaşır

    Kaderci misin? Her şeyin kader olduğunu düşünüyor ve birey olarak son derece pasif bir hayat mı yaşıyorsun? Yoksa kadere inanmayıp, kişinin her şeyi yapabileceğine inananlardan mısın? Herkes kaderini kendi mi…
  • Tüketim çılgınlığı hastalık mı, bir lütuf mu

    Tüketim çılgınlığı hastalık mı, bir lütuf mu

    Globalleşme, İnternet, üretimde verimliliğin artması, uzak doğudaki düşük işçilik, organize perakendenin güçlenmesi fiyatları aşağı çekerken, fiyat rekabetinden markaların “makul” kalitede üretim yapmaları da cabası.
  • Gülümseyen depresyon

    Gülümseyen depresyon

    Sizce bu çağın en kronik hastalığı nedir? Bana sorarsanız “mutsuzluk” derim. Oysa sosyal medya hesaplarıma baktığımda pek çok insanın çok ama çok mutlu olduğunu görüyorum.
  • Nöro liderlik koçu Deniz Öztaş: Zihinsel Pazarlama

    Nöro liderlik koçu Deniz Öztaş: Zihinsel Pazarlama

    Beyin… 100 milyar nöron… Nöron başına 10,000 bağlantı… Milyarlarca elektrik dalgası… Hayal edilemeyecek kadar güçlü bir organ… Ancak, beynimiz de, elimiz, kalbimiz, ciğerimiz gibi bedenimizin bir organı. Biz beynimiz, yani zihnimiz…
  • Kendine acımayı bırak...

    Kendine acımayı bırak...

    Her birimiz görünende ayrı görünmeyende bir, bütünlüğün denizinde yüzeriz. Her ruh eşsiz bir deneyimi yaşamak üzere dünyaya gelir ve her varlığın yaşam yolculuğu kendine has ve özeldir. Yaşam öylesine olduğu gibi…

Kategorilerden Seçmeler

 

FACEBOOK

TWITTER

LINKEDIN