DOLAR 8,7155
EURO 10,4028
ALTIN 498,04
BIST 1.414
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 24°C
Gök Gürültülü
İstanbul
24°C
Gök Gürültülü
Cum 26°C
Cts 27°C
Paz 26°C
Pts 26°C



Şu mutluluk dedikleri….Bana seni, gerek seni! (2)

10.06.2021
35
A+
A-

Şu Mutluluk Dedikleri….Bana Seni, Gerek Seni!
Nerde kalmıştık….Ha evet modern insan!

Modern insan, en iyi evlerin, arabaların, en güzel mekânların, restoranların, kıyafetlerin, statünün, makamın, kariyerin, sermayesi çok (network tadında) ama içi boş sosyal ilişkilerin “İÇİNDE” olmaya çalışarak mutluluğu kovalıyor. Modern dönem ve kitle endüstrisi (kültürü empoze eden endüstri, söz gelimi günümüzün sosyal medyası) elbette kendi motoru olan tüketim çarklarının dönmesi için sürekli mutlu olmak için bir şeyin “içinde” olmayı empoze ediyor.

Peki o “içinde” olduğumuz şeylerin bir an içinde olmadığımızı düşündüğümüzde geriye ne kalmakta? İşte bu geriye kalan bizi korkuttuğu için, yani herhangi bir şeyin içinde olmadığımızda adeta çıplak kaldığımızda ve kendimiz olduğumuzda korkuyoruz. Güvende hissetmiyoruz; hep bir şeylerin içinde olarak kendimizi mutlu hale getiriyoruz.

Ve zamanla içinde olarak kendimizi hapsettiğimiz o içinde şeyler, zamanla bizi boğar hale geliyor. İçine zorla girmek için tüm hayatımızı harcadığımız şeyler, bize kendi ellerimizle yarattığımız bir hapishaneye dönüşüyor ve daha sonra kendi yarattığımız bu hapishaneden kurtulmak için o hapishanenin içerisinde çözüm arıyoruz. Peki bizi etkisi altına alan kendi ellerimizle yarattığımız bu hapishaneden (onsuz olmaz dediğimiz, bize kimlik bahşettiğini ve bizi kölesi haline getirdiğini düşündüğümüz her şeyden) kurtulmak mümkün mü?

Kavrama tersten yaklaştığımızda diğer bir ifadeyle konuyu “mutsuzluk” temelinde ele aldığımızda; zihnin yarattığı sınırlar, olmazsa olmaz dediklerimiz, onsuz yapamam dediklerimiz, tam olarak mutsuzluğa karşılık gelen şey olarak karşımıza çıkıyor. Bir nevi geleceğe yönelik sahip olduklarının olmayışına dair bir korku ve kaygı hali. Bu bağlamda mutluluk, onsuz yapamam dedikçe onlu olmaya çalışmak için uğraştığımız her şey. Aslında mutluluk illüzyonu içerisinde yarattığımız tutsaklık. Hal böyle olunca kendi yarattığımız bu tutsaklıktan özgürleşmenin mümkün olup olmadığı zihnimi kurcalayan bir soru haline geliyor.

Kitle endüstrisinin bizlere empoze ettiği şey, mutluluk denildiğinde modern insanın aklına hazları getirebilmesidir. Sanıldığının aksine haz, zaman zaman her ne kadar mutlulukla eş değer olarak algılansa da bana göre mutluğa karşı özünde adeta bir yabancılaşmadır. Yani söz gelimi en güzel yemekleri tadarak haz alacağına inanmak, gerçek mutluluğu yanlış şeylerde aramaktır. Dolayısıyla özünde haz odaklı bir mutluluk arayışı, yanılsamadan öte bir şey olmamakla birlikte, mutluluğu ıskalamaya gönüllü olmaktır. Dolayısıyla haz merkezli bir mutluluk tanımlaması, insanda mutluluk üzerine bir yanılsama yaratır.

Mutluluğa ulaşmanın birinci şartı, bu yanılsamanın farkında olmaktır. Mutluluğun hazdan öte bir şey olduğunu idrak etmektir. “Ee yedik, içtik, seviştik ya sonra….?” İşte, mutluluk ya sonrasıdır. Mutluluk hazlardan öte olsa da elbette tamamen hazdan bağımsız değildir. Ancak söz konusu hazlar, eğer birileri ile ilişkili bir şekilde yaşanırsa o zaman mutluluğun kapısı aralanır. Söz gelimi lezzetli bir yemeği tek başına yediğinizde veya sevdiklerinizle birlikte yediğinizde elde edeceğiniz doyum farklı olacaktır.

Kişisel anlamda söyleyebileceğim şey; mutluluğun öznel iyi olma haliyle birlikte, özünde benzer ihtiyaçların kollektif doyurulmasına yönelik bir tarafı olduğudur. Bunun kaynağını ise; insanın varoluşunu ilk deneyimlediği anda aramak anlamlı olacaktır. İnsan varlığını, anne karnında bir bağlantıyla deneyimlemeye başlamaktadır.

Anne karnındaki insan için var olmak, anneyle kurulan göbek bağından geçmektedir. Tamlık duygusunun en nihai noktasının olduğu bu yer, insanın yaşantısında bir daha deneyimleyemeyeceği ama sürekli arayacağı güveni sunar. Tüm ihtiyaçlarının (ruhsal ve fizyolojik) kendiliğinden karşılanmaya başladığını deneyimleyen insan, anne karnından ayrılarak yaşadığı travmanın etkisiyle ömrü boyunca bu tamlığı aramaya koyulur.

Hayatında tüm eylem, girişim, çaba, emek, mücadele (kişisel olarak nasıl tanımlıyorsanız), anne karnındaki bu tamlık duygusunu en yakın tattıran durumlarda mutlu olduğunu, tam olduğunu en önemlisi de güvende olduğunu hisseder.

Bu ilişkiden hareketle, mutluluk anne karnındaki yaşanılan duyguya en yakın haller olarak ifade edilebilir. Yani anne karnı, insanın temel fizyolojik (yeme içme güvenlik) ihtiyaçlarının karşılandığı, ruhsal olarak sevildiği, mutlu olduğunu hissettiği, sürekli geliştiği, geliştikçe kendini fark ettiği, böylece mutluluk duygusunun en yoğun yaşandığı bir ortam.

Dolayısıyla fiziksel ve ruhsal ihtiyaçların koşulsuz ve şartsız karşılandığı ve yeni bir dünyaya merhaba diyene kadar sürekli gelişimin olduğu yer, bizim mutluluk hissini en yakın deneyimlediğimiz yer olarak düşünmenin anlamlı olacağı kanaatindeyim.

Bu noktadan hareketle varoluşun ilk nüvelerini deneyimlediğimiz bir atmosferde mutluluğu bağlantısallıktan geçerek yaşamaktayız. Bu anlamda mutluluk, kendimiz dışında bir şeyle ilişkili olma halidir. Çünkü hayatı ve varoluşu biriyle ilişkili olarak algılamaya başlarız. Farklı bir ifadeyle varoluşu annemizle olan ilişkimizden anlamaya başlarız. Harvard Üniversitesinin 76 yıllık yaptığı araştırmada mutluluğun sırrının; kişilerin ömrü boyunca en mutlu olduğu anların birileriyle ilişkili olduğu anlarda yattığını göstermektedir.

Bu minvalde mutluluk demek, diğerleriyle kaliteli vakit geçirmek demektir. Bu da özünde başkaları tarafından sevilmeye, önemsenmeye, varoluşunu görmeye karşılık geliyor. Biz tek başına yemek yediğimizde, içtiğimizde, gezdiğimizde değil; bu eylemleri ailemizle, sevdiklerimizle, dostlarımızla, değer verdiklerimizle yaşadığımızda mutluluk hissini daha çok deneyimlerimiz. “Hadi bir çay koy da içelim, ya da hadi gel birlikte bir Türk kahvesi içelim” dediğimizde adeta tüm hücrelerimizle mutluluğa el sallamaya başlarız.

Çay, kahve, yemek, gezmek bize bizim dışımızdakilerle bir şeyleri paylaşmayı çağrıştırdığından mutluluk hissi uyandırır. Yemek, içmek, gezmek bahanedir. Mesele “birileriyle” o eylemleri yapmaktır.

Evet! Yukarıda kendi hayat yolculuğumdan ve gözlemlerimden hareketle yaptığım sorgulamalar neticesinde ben de kendi mutluluk tanımlamamı yapayım. Belki sizin kendinizin yapacağı mutluluk tariflerine bir ışık tutar.

O zaman nedir bana göre mutluluk? Mutluluk; aynı anne karnındaki gibi ihtiyaçlarının karşılanacağına dair güvendir, sevgidir, bağlantısallıktır ve tam olma yolundaki gelişimdir. Benim dışımdakine (varsa tabi öyle bir şey) olan ihtiyacımdır.
Peki sizin mutluluk tanımız nedir?

ETİKETLER: ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.