Toplumumuz, maalesef saygı göstermeyi fikir belirtmemekle karıştırdığımız bir noktaya geldi. Bu durum, yalnızca bizim toplumumuzla da sınırlı değil aslında; günümüzde, hâlâ, eleştirinin –geri bildirim de denebilir- saygısızlık, hatta hadsizlik olarak görüldüğü birçok toplum var.

Baktığınızda göreceksiniz ki, bugün bizi sessiz kalmaya iten nedenler, sessizliğin saygı olduğu anlayışına dayanır.

Beyin fırtınalarının belirli fikirleri belirli kişilerin tartışması olarak algılandığı bir duruma gelmesi, sürekli konuşanların olduğu kadar hiç konuşmayanların da suçudur.

Kurumların basmakalıp işler yapmasının, sektördeki tabuları yıkamamasının bir sebebi de bu olabilir; yeni fikirlerin sessizlik sarmalında kaybolması. Bu sarmal, kurumlarda yenilikçi ve ilerici fikirleri içinde öğüten dev bir çark yaratır ve kabul edilememe korkusundan dolayı susan çalışanlar eninde sonunda bu çarkın bir dişlisi olur. Her susan birey, çarkın daha sağlam işlemesini sağlar. Çarkın durmasını sağlayacak şey ise yeni fikirlere açık çalışma ortamları yaratmak, ast-üst ilişkisini fikirleri bastırmayacak şekilde yürütmek, genç beyinleri ‘’tecrübe’’ kriterleri altında ezmemek ve risk alabilmek.

Birçok özlü söz hep susmanın ne kadar önemli olduğunu, irade duruşu olduğunu tavsiye eder durur.Birçok kuruluş, aynı düşünceleri paylaşmanın, kariyeri emin ellerde tutmanın en doğru yolu olduğunu, sözlü veya sözsüz mesajlarla vermektedir. Günümüzde iş dünyasında ve/veya eğitim hayatında aranan en önemli niteliklerin başında iş birliği ve adapte olabilme özelliği yer alıyor. (bkz.Linkedn 2019 en çok aranan nitelikler ) Bunun altındaki algıda da uyumluluk yani çok fazla konuşmak yerine var olana uyum gösterme ve gizliden gizliye “aykırılık yapma”  mesajı gizli.

Susarız çünkü; aksini iddia etmek, savunmak ya da dile getirmek dışlanmayı, ötekileştirilmeyi de beraberinde getirecek diye korkarız.

Susarız çünkü; çoğunluğun sesi azınlığı her zaman bastırır diye düşünürüz. Denir ki, konuşulması gerektiği yerde susmak çöküntü ile eş anlamlıdır.

Susarız çünkü; artık mücadele etmek istemeyiz, çabalarımızın nafile olacağını biliriz, pes etmek değil ama hiç tepki göstermeyerek en yüksek sesle isyan ederiz aslında.

Susarız çünkü; karşımızdaki ile zekamızın, ahlakımızın ve vicdanımızın eşit olmadığını görürüz.

Susarız çünkü; o kadar kırılmışızdır ki, dile gelmez bir türlü duygularımız. Öylece içimize atar ve suskunlaşırız.

Uzmanların söylediğine göre sessizlik, aşağılanma, kızgınlık ve öfke gibi duygular yaratarak kişiler üzerinde yüklü bir psikolojik bedel ödettiriyor. Araştırmalar, duygu ve düşüncelerin ifade edilmediği taktirde etkileşim bozukluğuna sebep olduğunu, üreticiliği sabote ettiğini ve yaratıcılığı bitirdiğini ortaya koyuyor.

Susmak, farklılığı yüzeyin altına iter, güvensizlik hisleri artar, itimatsızlık kol gezerken suskunluk sarmalı ortamı ele geçiverir. Alman siyaset bilimci Elisabeth Noelle-Neumann tarafından geliştirilen bu siyaset bilimi ve kitle iletişim teorisi şöyle tanımlanıyor: Bir kişinin/grubun savunduğu fikir, mensubu olduğu toplumun ‘genel-geçer’ kabul ettiği görüşlere uygun değilse, bu kişi toplumdan dışlanma korkusu nedeniyle konuşurken kendini kısıtlar veya fikrini söylemekten vazgeçer. Aynı kişi fikrinin toplum nezdinde yaygınlaşmaya başladığını sezerse, bu kez fikrini yüksek sesle söylemeye başlar. Yani eğer bir insan kendi kişisel düşüncelerinin düşüşte olduğunu düşünüyorsa bunu ifade etmeye daha az meyilli olabiliyor.

Sessizlik Saltanatı; sessizlik birçok kez zıtlaşmayı göze alamadığımız zaman ortaya çıkar. Bir farklılık ifade etmek yerine mevcut uyumlu statüyü korumanın tuhaf bir rahatlığı vardır.Ergenlik çağlarımızdan hepimiz hatırlarız, uyumlu olmanın zorlukları vardır. Yaş aldıkça bu isyankar hal genel geçer gerçeklerin kabulünü beraberinde getirir.

Çeneyi Kapama Zamanı; çoğu insan çok değil de az konuşma eğilimindedir. Bazı meseleleri gündeme getirmeye lüzum görmez. Eğer ihtilaf değersiz bir ilişkiye dönüşecekse veya o sırada konuşmak daha büyük problemlere sebep olacaksa bazen konuşmayı ertelemek daha iyidir.

Daha iyi bir fikrinizin ya da çözümünüzün olduğuna inandığınız noktada susmak, bu fikri sadece ve sadece korktuğunuz için kendinize saklamak, çöküşünüzü sessizliğinizle yarattığınız anlamına gelir. Bu çöküş, yalnız bireysel bir çöküş olmakla kalmaz, profesyonel iş hayatınızın da çöküşünü aynı sessizlikle garantiler. Sessiz kalmak, karşınızdakine aksini iddia etmediğiniz, dolayısıyla iddia edileni veya ortaya atılanı kabul ettiğiniz mesajını verir.

Kurumların veya markaların radikallikten uzak durması geleneğinin neredeyse sektörün normu haline gelmiş olması, tabuların yıkılamayacağına olan inancı daha da güçlendirmekte. Fakat, rekabetin her geçen gün arttığı sektörde farklılaşmak ve tüketicinin/müşterinin zihninde ‘’love mark’’ olmak, tam da tabuları yıkmaya başladığınız noktada gerçekleşir. Sizinle aynı misyonu paylaşan yüzlerce markanın arasından aynı misyonu gerçekleştirdiğiniz için değil, aynı misyonu orijinal bir yolla gerçekleştirdiğiniz için sıyrılabilirsiniz. Yaratıcı olarak anılan, vaka çalışmalarında örnek olarak gösterilen markaların işlerine bakın, orijinal fikirlerin yansımaları olduklarını göreceksiniz. Orijinal fikirleri bulmak içinse, bazen o çarkı durduracak fikirleri hayata geçirip risk almamız gerekir.

Sevgilerimle,

Didem Tınarlıoğlu

didem@direm.com.tr


Benzer Yazılar

  • Kaybetmeden evrilemez miyiz?

    Kaybetmeden evrilemez miyiz?

    Öylesine hızlı bir dönemden geçiyoruz ki bu dönemin adını bile koymakta zorlanıyoruz. Kimi içinde bulunduğumuz çağa uzay çağı diyor, kimi post-endüstriyel çağ, kimi bilgi çağı, kimi bilgisayar çağı, kimi de…
  • Sistemler dijital çalışanlar duygusal!

    Sistemler dijital çalışanlar duygusal!

    Şunu göz ardı edemeyiz; biz duygusal, sözel tarafı analitik tarafından daha kuvvetli bir toplumuz. Soyut kavramlara olan inanç somut verilere olan inancın önünde gider bizim kültürümüzde.
  • Mutluluk Hiç Yaşlanmadı!

    Mutluluk Hiç Yaşlanmadı!

    Hayat bir çoğumuza göre oldukça zordur; acı, hayal kırıklığı, bitmeyen sorumluluklar ve altından kalkılması zor anlar barındırır. Bu zorlukları hafifletebilmek için, insan her yaşadığından ders çıkararak yaşam sevincini söndürmeden devam…
  • İyi olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!

    İyi olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!

    1894 yılında Passau şehrinde 4 yaşındaki bir çocuk evinin yakınındaki nehrin kenarında arkadaşlarıyla oyun oynuyordu.
  • Günümüzün en geçer Akçesi!

    Günümüzün en geçer Akçesi!

    Günümüzün en geçer akçelerinden biri insan ilişkilerinde başarılı olmak diğer adıyla iletişim becerisi. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kategorilerden Seçmeler