Futbol seyretmek, takip etmek, konuşmak ve ayakkabıları parçalarcasına sokaklarda oynamak, aile içinde, çocukluğumuzun en büyük tartışma konularından biriydi.

Fenerbahçe’nin 1930’lardaki kaptanı, futbolu amatör bir ruh ve bitmek tükenmek bilmeyen bir coşku ile oynayan dedem bile bana sık sık öğütlerdi: ‘Oğlum, futboldan hayır yok. Okuman gerek.’
Şimdi anne babaların çocuklarını futbolcu yapmak ve ‘geleceğini kurtarmak’ için ne taklalar attığını görse, eminim o da çok şaşırırdı.


Türkiye’nin en önemli spor tarihçilerinden, rahmetli Cem Atabeyoğlu ile tanışma fırsatım oldu. Atabeyoğlu, mükemmel hafızası ile sohbetimiz sırasında ne güzel anılar çıkarmıştı heybesinden. Hepsi de birer altın niteliğindeydi. Eskilerle birlikte parçalarımız birer birer yok oluyor maalesef.


Atabeyoğlu, dedem ve o dönemde futbol oynayan tüm emekçilerin zor koşullara nasıl meydan okuduğunu anlatmak için sıradan bir hafta sonu senaryosu çizmişti bana.
O zamanlar, deplasmanlı ligde, kulüplerin bütçeleri çok kısıtlı olduğundan, örneğin İstanbul takımları Fenerbahçe ile Galatasaray, İzmir’in takımları Karşıyaka ve Göztepe ile aynı hafta sonu oynarlarmış. Aynı hafta sonu dediysek, iki takımla da aynı hafta sonu demek istiyoruz. İki gün, iki maç.


Amatör olduklarından, hepsinin farklı işleri var o zamanlarda. Dedem, Anadolu Ajansı’nda çalışırdı örneğin, aynı zamanda balıkçılık yapardı. Cuma Ajans’tan çıktıktan sonra Haydarpaşa’da toplanır, çoğu zaten samimi olan Fenerbahçeli ve Galatasaraylı oyuncular trene atlarlarmış.


Yolculuk sabaha kadar sürermiş. Elbette aydınlatmalı statlar olmadığından, sabah indikleri şehirde öğleden sonra her iki takım da hava kararmadan maçlarını yaparlarmış. Diyelim Fenerbahçe Karşıyaka, Galatasaray da Göztepe ile oynadı. Gece otelde konakladıktan sonra Pazar günü öğleden sonra birer maç daha. Bu kez Fenerbahçe Göztepe, Galatasaray da Karşıyaka. Futbolun çok daha kıran kırana, çok daha zorlu zeminlerde ve çok daha ağır bir topla oynandığını da hatırlamak gerek.


Pazar akşamı binilen trenden Pazartesi sabahı İstanbul Haydarpaşa’da inilir ve doğrudan mesailere koşulurmuş. Cem Atabeyoğlu, para almadan verilen bu emek ile milyonlar alan futbolcuların maç programlarından şikayetlerini kendine has, tatlı gülüşü ile eleştirmişti.


Futbolun milyonlarca insanın odak noktasında olması, destekledikleri takımların sevgili mertebesine ulaşması, maç izlerken duyulan heyecan, coşku, sevinç ve üzüntünün dereceleri, ’22 kişinin bir topun peşinden koştuğu’ bu oyunun diğer spor dallarından ayrı incelenmesi gerektiğinin kanıtı.


Futbol aşıkları için bu aynı zamanda bir terapi. Hayatlarımızın modellerini kurduğumuz, bize kendi hayatımızda zor gelen konuları söz konusu bizim takım olduğunda, bir çırpıda halledebildiğimiz, işi yapanlardan daha iyi bildiğimizi iddia ettiğimiz bir alan orası. Gerçekliğimizin hemen kenarında duruyor ve hayatlarımızı bize yansıtıyor.


Bu güzel oyunun tarihinin bize gösterdiği, başarılı takımların sadece fizik değil, kimya ile de oluştuğu olmalı. Ekip içindeki uyum, görevlerin doğru özellikteki ve karakterdeki oyunculara dağıtılması, ekibin amacının farkın olması ve diğer ekip parçalarına saygı ve bağlılık duyması başarıyı ve iyi sonuçları getiriyor. Geçen sezon İngiltere Premier Lig’deLeicester City şampiyonluğunun en büyük dersi, takımı oluşturan parçalar kadar, bütünün hayrına emek verilmesinin güzellikleri getirdiğidir. Aynı Leicester City, bu sezon Premier Lig’de küme düşme hattına yakın seyrediyor sezonun ortasına geldiğimizde.


Ekip oyunundan sıyrılan oyuncuların bireyselleşerek, kendi kariyerlerini ön plana çıkarması, takımdaki kimyayı bozmuş gözüküyor. Arka arkaya gelen iki Leicester City sezonunun futbol tarihi kadar, ekipler ve bireyler üzerinde çalışmalar yapan tüm bilim insanlarının ilgi alanına girmesi gerekli.


Futbol Terapi kitabımda, gerek ekip oluştururken, gerek iç ekibimizi meydana getirirken ihtiyacımız olan değerleri anlattım. Futbol modeli ile hayatın içinden geçtiğimizde, belki futbolcuların büyük rakamlarına erişemesek de hayat amaçlarımıza ve hedeflerimize ulaşmamız mümkün.


İzleyici olmak yerine, kendi iç takımımızı kurmak, kendi hayatımızı yönetmek ve aslında ‘oyunun içinde olmak’ çok daha heyecanlı.


Benzer Yazılar

  • Masa başında çalışanlara öneriler!

    Masa başında çalışanlara öneriler!

    Günümüzde masa başında çalışan ve bilgisayar kullanan herkeste sırt ağrısı, duruş bozukluğu, bel/boyun fıtığı veya omurga rahatsızlığı mevcut.
  • Uzun bir aradan sonra Ekstra Futbol ile karşınızdayız!

    Uzun bir aradan sonra Ekstra Futbol ile karşınızdayız!

    Futbol severlerle uzun bir aradan sonra her hafta Pazartesi günü saat 21'de TGRT Euro ekranlarında Extra Futbol ile birlikte olacağız. Spor camiasının değerli isimlerini ağırlayacak, gündemi tartışacak ve sorularınızı alacağız! 
  • Ah Beşiktaş vah Beşiktaş!

    Ah Beşiktaş vah Beşiktaş!

    Bir zamanlar bir mahallede zayıf, çelimsiz kendi halinde bir çocuk yaşarmış. Bu çocuk oturduğu evin penceresinden sokakta oyun oynayan çocukları seyredermiş.
  • Fonksiyonel antrenman nedir ve ne işe yarar?

    Fonksiyonel antrenman nedir ve ne işe yarar?

    Fonksiyonel antremanlar spor yapanların tüm vüdunu çalıştırılması açısından çok önemlidir. Fonksiyonel sporu yaparken sporcunun dikkat etmesi gereken detaylar vardır. peki fonksiyonel spor nedir nasıl yapılır? Sırasıyla fonksiyon nedir ile başlayarak…
  • Kışın kilo vermenin 10 yolu

    Kışın kilo vermenin 10 yolu

    Kışın kilo vermek çok zordur. Kışın hareketsizlikten, fiziksel aktivitelerin kısıtlanmasından ve sıklaşan ev ziyaretlerinden kilolar da artar. Kış aylarında aldığımız kilolar ortalama 0,5- 1 kg arasında değişiklik gösterir. Liv Hospital’dan…

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kategorilerden Seçmeler