DOLAR 18,644
EURO 19,6447
ALTIN 1075,782
BIST 5005,3
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

Yurt Dışında Kıyasıya Mücadele – Bir Dönüşümün Anatomisi

Şampiyonumuz iş hayatının yurt dışı etabında kıyasıya mücadele veriyor bununla beraber arada aydınlık günlerin geleceğine dair işaretler de alıyordu…

Evet Şampiyonumuz art arda yaptığı mülakatlar neticesinde, gözlerinin içinden ışık huzmeleri yayılan, yüksek enerjisine zarif ses tonu eşlik eden, uzun boyu, kahverengi kestane arkaya düzenle taranmış saçlarıyla tiril tiril Felix’i işe almaya karar verdi. Annesinin tabiriyle “Allah’tan tavsiye mektuplu” gelmiş bu genç adam, pozitif, akıllı, üretken, iyi eğitimli ve güzel mizaçlı biriydi. Felix Almanya’da uçuş mühendisliği okumuş, okulla beraber hem çevreci hem de teknik projelerde çalışmış, yüksek lisansını da Londra’da son derece prestijli bir okul olan Cambridge’de tamamlamıştı. Her yönden örnek bir genç adamdı. Beraber son derece uyumlu ve hızlı bir çalışma temposu içinde Şampiyonumuz Felix‘i sağa kolu olmak üzere yetiştirmeye başladı. Bu esnada Johan’ın rahat durmadığını Şampiyonumuz fark ediyordu. Johan kendi ülkelerindeki işlerin yanı sıra, Şampiyonumuzun arkasından, onun temsil ettiği ülkelere de el atmış, kendisinin haberi olmadan o ülkelerle de iş yapmaya başlamıştı. Ebette Türkiye’deki meslektaşlarından Johan’ın bu girişimlerini öğrenen Şampiyonumuzun rahatsızlığı git gide artıyor, departmanlar arası tansiyon yükseldikçe yükseliyordu. Bir sonraki hafta başı Johan Şampiyonumuz ve yeni çalışanı Felix’i kendi odasına işleri birlikte gözden geçirmek üzere toplantıya davet etti. Bu Şampiyonumuza oldukça tuhaf gelmesine rağmen, yeni ekip arkadaşını da alarak Johan’ın odasına toplantı yapmaya gittiler. Johan, sağ kolu Helga, Şampiyonumuzla birlikte işe aldıkları, iki bölüme de destek vermekle sorumlu asistanları Kathy ile birlikte toplantıya başladılar. “Kathy” de iyi niyeti tüm hücrelerinden yansıyan tam bir melekti. Hem öğrenmeye açık, hem çalışkan, hem de yüreği çok temiz bir genç kadındı. Sarı düz saçları, ince hatlı yüzü, naif bir bedeni, pirüpak ve bembeyaz bir teni vardı. Sanki bu dünyadan değilmiş, gerçekten cennetten kopmuş gelmişti. Johan’ın elinde çıktısı alınmış bir iş listesi duruyordu. Bu iş listesinde Strateji, yani kendi bölümünün yanı sıra İş Geliştirmenin, yani Şampiyonumuza ait işlerin de listelendiğini, Johan toplantıya başladığında anladı. Her işle ilgili katılımcılardan durum raporu almaya çalışıyordu. Bir diğer deyişle Johan kendisini Şampiyonumuzun da yöneticisi olarak konumlama niyetini açıkça ortaya koyuyor, hem Şampiyonumuzu, hem de ona bağlı çalışma arkadaşı Felix‘i kendine raporlayan çalışanlar olarak gördüğünü ayan beyan ifşa ediyordu. Şampiyonumuz bu yaşadıklarını sindirmeye çalışsa da içinde kaynamaya başlayan isyan çağrısına gem vuramıyordu. Bu nasıl bir cüret idi? Bu adam ne yaptığını zannediyordu? İşte o an anladı ki Johan hem Şampiyonumuza teslim ettiği işleri arka planda kendine çekmeye çalışıyor, hem de onun sorumluluğunda olan ülke temsilcileri ile görüşüyordu. Bu meyanda Helga Felix ile bilgi paylaşmıyor, her bilgi talebini “Johan’a sorun” diyerek iteliyordu. Şampiyonumuz açıkça politik bir mücadelenin içine istemediği halde çekiliyordu. Bu ülkeye ve bu ekibe gelmeden uyarıldığı konuları hatırladı: “Dikkat edin Avusturyalılar yabancılara daha kapalı bir kültürdür, politik davranabilirler, beklentinizi o ülkede o kültürle iş yaparken oldukça düşük tutun” Şampiyonumuz artık yurtdışına çıkmış ve burada sağlanan şartlarda çalışmayı dişleri tırnaklarıyla kazanarak hak etmişti. Yurt içinde yükselebilmek için yurtdışında kendisini ispat etmesi söylenmiş ve bu yükselme imkânı ona tanınmıştı. Bir an durdu, gerçekten istediği bu muydu? Kendisine açıkça meydan okunan bu ortamda, yabancı meslektaşının görev kapsamının yarısını devralarak bir yandan da politik mücadele vermek miydi gönlünden geçen? O sadece yurtdışında tecrübe edinerek işinde fark yaratmak istemişti, hayalleri geldiğinde bambaşkaydı. Daha önce de yaptığı gibi sıfırdan yepyeni bir bölüm kurup katma değerli çalışmalar gerçekleştirecekti. Bunun yerine kendine teslim edilmiş olan yönetim alanını ve görev tanımını savunmak ve kendi işlerini sözde iş ortağı gerçekte rakibinin müdahalelerinden koruyarak yapılandırmak mecburiyetindeydi. “Mecburiyetindeyim” diye düşündü. O dönem hem iyi koşullarda para kazanmak hem yurtdışı tecrübe edinmek hem de etiketi janjanlı bir konumda olmanın gerçek isteği olup olmadığını irdeleyecek durumda değildi. “Sadece mecburum, bunu seçtim. Bayıla bayıla geldim ve şimdi ödemem gereken bedeli ödeyeceğim” diye iç geçirdi. Hala bir önceki pozisyonunu doldurmamışlardı, yani asıl şirketindeki görevi hala boştu. Geri dönmeli miydi? Şimdi bıraksa ne derlerdi? Şampiyon bu, yapamaması mümkün müydü? Kendine teslim edilen görevleri her ne pahasına olursa olsun kendi değerlerini koruyarak ifa etmeliydi. Bu zorunluluk bilinciyle, baskın inançlarının yükü omuzlarında, işlerini en iyi şekilde yapmaya, çalışma arkadaşını yetiştirmeye, insan tanımaya ve bu kültürün nimetlerinden faydalanmaya karar verdi. Nereye kadar yapabilirse…

Felix’le Allah’tan neşeli, dostça, etkileşimi yüksek bir çalışma dinamiğinde verimli işler çıkarmaya başladılar. Şirketin 9 ülkedeki hedef müşterileri ve bu müşterilere yaklaşım stratejilerini içeren programı diğer yöneticilerin de bilgi ve geri bildirimleri ile yapılandırdılar ve yönettiler. Bir yandan da Johan‘dan transfer olmuş olan kilit müşteri portföyünü inceliyor ve detaylandırıyorlardı. İşler şimdilik iyiye gitmeye başlamıştı.

İyiye gitmeyen Johan ve dolayısıyla Helga’nın tutumları ve okunması zor olmayan niyetleriydi. Felix ne zaman Helga’dan yardım istese ya müphem bir cevap alıyor ya da Johan’a paslanıyordu.

Günlerden bir gün Crissy Şampiyonumuzu aramış, yöneticisi ile olan görüşmesini hatırlatmış ve onu yanına çağırmıştı. Bu kraldan çok kralcı edalı yönetici asistanı oldukça cüretkâr bir tavır içindeydi. Kadın Şampiyonumuza epey meydan okuyor, bir yönetici asistanından daha önce görmediği kibir ve engellemeyle karşılaşıyordu. Şampiyonumuz dosyasıyla asistanlık bekleme bölümüne gittiğinde kadın dosyayı elinden aldı, yöneticiyi aradı ve bugüne kadar hiçbir yönetici asistanından duymadığı bir üslupla Şampiyonumuzun karşısına geçerek “Şeeeeef geldiiii, hazırlıklarını dosyalamış, eveeeeet sizi bekliyor” dedi. Bir yandan sayfaları çeviriyor, bir yandan da ağzındaki kelimeleri yaya yaya yöneticileri olan Roland ile konuşuyordu. Şampiyonumuz gördüklerine ve duyduklarına inanamıyor, bir yönetici asistanı bu şekilde davranmaya nasıl teşvik edilir anlam veremiyordu. Roland kendisine bu özgürlüğü tanımasa bu kadın bu derece cüretkâr olabilir miydi? Ayrıca Şampiyonumuzun yaptığı işler düşünüldüğünde, bu işleri bırakın yöneticiye sunulmasını hakkında yorum yapabilecek yetkinliğe ve tecrübeye sahip miydi? Yöneticisi ile görüşmesi 10 dakika sürdü. Roland kendi yönetim ekibiyle bir saatlik haftalık toplantılar dışında bire bir görüşmelere yalnızca 10-15 dakika ayırıyor, isterseniz derdinizi bu sürede anlatmış, ister anlatamamış olun, sözünüz yarım kalmış olsun fark etmiyordu. Asistan kapıda gardiyan gibi belirerek “bir sonraki randevu” deyip mevcut toplantıyı bitiriveriyordu. Kapıyı neredeyse çalmadan açan kadının “vaktin doldu” mesajı bu açıklıktaydı. Şampiyonumuz çok şaşkındı, işte en çok ihtiyacı olan zamanda yöneticisini bire bir görebildiği vakit ayda 10-15 dakika ile sınırlıydı. Gerçekten hiç görmediği muamelelerdi bunlar. Kültürel bir şey diye mi acaba diye düşündü? Bilemiyordu ki… Anlam da veremiyordu ancak seziyordu, Crissy ile ilgili bir şeyler yanlıştı.

Bir sonraki gün Almanca hocasıyla tanışacaktı. Bir araya geldiler, enerjileri hemen tuttu. Bu beline kadar saçları, zeki bakışları, mavi yeşil deniz gözleri ve karakteristik yüzüyle güzel mi güzel kadın Şampiyonumuzdan birkaç yaş gençti ve yeni anne olmuştu. Bu cesur kadın anneliği yaşamak için tek başına ebeveyn olmayı göze almıştı. Minik oğlu henüz 6-7 aylıktı. Mariana hayat görüşü, eğitmenliği, dostluğu, yakınlığı ve samimiyetiyle Şampiyonumuzun en yakın arkadaşı olacağının da sinyallerini veriyordu. Mariana sınıf, ev ya da şirket ortamında, kapalı odalardan ziyade hayatın içinde akarken, dükkanlar, restoranlar, müzeler, turistik tesisler, sosyal platformlar gibi yerlerde, terminolojiyi rahatça Şampiyonumuza aktararak, yenilikçi bir bakış açısıyla eğitimlerini veriyordu. Tam da Şampiyonumuzun ihtiyacı olan bu değil miydi? Mariana Sırp asıllı bir ailenin kızıydı, ailede üç jenerasyon kadınların hepsi güçlü, sağlam, insancıl ve yetenekliydiler. Mariana ile önce Albertina Müzesi’nde buluştular. Albertina 1. Viyana yani şehrin en merkezi muhitinde olabilecek en güzel müze ve sergiydi. Mariana hem serginin geçmişinden hem de eserleri ve koleksiyonuyla burada genişçe yer bulan Egon Schiele’den bahsediyor, sonra Albertina’nın kafesinde doyumsuz bir yemek eşliğinde birlikte ders molası veriyorlardı. Mariana tüm yemek sohbetlerini Şampiyonumuzun Almancasını iyileştirmek için kullanıyor, aralarındaki diyalogları düzeltiyor, aksana vurgu yaparak, yeni kelimeler ekleyerek lisanını zenginleştiriyordu. Nihayet Şampiyonumuzun işteki yoğun ve boğuşmalı dönemini dengeleyecek güzel gelişmeler olmaya başlamıştı. Önce Felix’in kendisine katılması, sonrasında Mariana’nın hem Avusturya Almancasını ilerletmesindeki destekleri hem de dost olarak hayatına kattıkları Şampiyonumuzun direncini arttırıyor, kendisinde mücadele etme gücü buluyor ve içinde umut ışıkları yanıyordu. Bir sonraki hafta Şampiyonumuz en uzun kalacağı otele geçiş yapıyordu. Acaba bu göçebe hayatı daha ne kadar sürecekti? Bir eve geçebilecek miydi? Hayatına başka kimler akacaktı? Bir sonraki yazıma bekliyorum…


YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.