”İnsanlara gördüklerinden çok, verdiği anlamla ilgili gerçek olanı ve ortak bilgi paylaşımlarını gösteren renk, bir bakıma toplumsal iletişim sürecini devam ettirme biçimi olarak kullanılmakta, toplumsal yaşamın her alanında etkin rol oynamaktadır.”

Renk algısının kişiden kişiye değişen sübjektif bir olgu olduğunu ve hayat akışımız içerisinde oldukça önemli bir iletişim öğesi olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Yazılı herhangi bir bilginin olmaması durumunda bile renkler kullanılarak iletilmek istenen mesaj, karşı taraftan anlaşılabilmekte ve kalıcı bir bilinçaltı etkisi ortaya çıkarabilmektedir. Örneğin; renkler insanların psikolojilerini açığa vurmasını sağlar. Yüzü kızaran bir insanın utanç ve sıkıntı içinde olduğu söylenebilir, bununla birlikte yüzü solmuş bir insanın hasta olduğu düşünülebilir. İnsanlara yönelik birçok durumu renk algılarından yola çıkarak belirleriz ve yorumlarız. Teni koyulaşmış bir insanın güneşte yandığı sonucunu çıkartırız. Bu tip ayrımlar bizleri, çevremizdekilerin içinde bulunduğu durumlar hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar.

Renklerin insanlar üzerindeki psikolojik etkileri konusunda yapılan araştırmalar sonucunda, renklerin beyinde bazı merkezleri uyardığı ve nihayetinde bazı salgıların fazla salgılandığı görülmüştür. Kanada'da yapılan bir araştırmada ögrencilerin başarı grafiklerinin, çalışma odalarında yapılan renk değişimleri ile yükseltilebildiği görülmüştür. Aynı araştırma da davranış bozukluğu gösteren bazı ögrencilerin, sınıfların farklı renklere boyanması ile düzelme gösterdikleri belirlenmiştir.

Renkler, insanları ruhsal olarak dinginleştirme, cinsel dürtülerini harekete geçirme, fiziksel olarak rahatlatma gibi eylemleri etkileyebilmektedir. Canlı, parlak renklerin coşku ve heyecan, mat renklerin durağan ve ağırbaşlı bir duygu izlenimi verdiği ve duyguların yönetiminde etkili olduğu bilinmektedir. Örnek olarak kırmızı rengin adrenalin salgısını harekete geçirdiği ve heyecanı, hareketi, saldırganlığı ve cinsel duyguları artırdığı belirtilmektedir.

Kadın-erkek arasındaki eşitsizliğin bir başkaldırısı olarak bilinen feminist kadınlar hareketinin simgesi olan eflatun rengin öyküsünün, Yunan mitolojisine göre yarısı kadın yarısı erkek bir tanrı olan ve iki cinselliği simgeleyen mitolojik anlatıda bahsedildiği belirtilmektedir. Hırçın erkeğin rengi kırmızı ile sakin kadının rengi mavinin birleşimi olan ve daha Ortaçağ’dayken zıtlıkların birleme noktasının simgesi olarak sayılan bu iki rengin karışımı olan mor, iki gerçekliğin ortasında yer almakta ve aralarında bir köprü oluşturduğu söylenmektedir. Renk psikolojisi uzmanı Herald Breame’e göre erkeksi kırmızı ile kadınsı mavinin karışımı olan mor, kadın hareketi için hakların eşitliğini simgelemekteydi (www.focusdergisi.com).

Pembenin enerjiyi çeken ve sakinleştiren bir özelliği vardır. Arizona Üniversitesi'nden Dr. Alexander Schauss, hapishane demirleri pembeye boyandığında mahkumların arasında agresif davranışların azaldığını gözlemlemiştir. Bu etki, renklerin bulunulan ortamdaki insanların tutumlarını nasıl değiştirdiğine bir örnektir. Bu tür bilgiler toplumsal karmaşa ve kavgaları önleyici stratejik çalışmalarda işe yarayabilir. Görüldüğü gibi mekan fark etmeksizin, renklerin gücü ile insan psikolojisi arasında inkar edilemez bir etki var olmaktadır.

Renkler, sarı, kırmızı, turuncu gibi sıcak renkler ve mavi, yeşil, mor gibi soğuk renkler olarak ikiye ayrılmaktadır. Sıcak renklerin insanı harekete geçirdiği, enerji verdiği, dinamizmi artırdığı, soğuk renklerin ise insanda, sakinlik, güven, rahatlık, uyuşukluk gibi duyguları oluşturduğu görülmektedir. Trafik ışıklarında tehlike ve yasakların belirtilmesinde kırmızı; dikkat, uyarı amaçlı olarak ise sarı renk kullanılmaktadır. Turuncunun dışa dönüklük, girişimcilik, sosyallik sağladığı, sarının şeffaflık, hafiflik, serbestlik duygusu uyandırdığı, sıcak renkli cisim ve mekanların daha yakında ve büyük göründükleri belirtilmektedir. Soğuk renkler ise daha çok düzeni ve rahatlık duygusunu çağrıştıran mavi ve yeşil renk olmaktadır. Bu nedenle resmi giysiler ve üniformalarda, hastane odalarında, ameliyat giysilerinde parlamayı önlemenin yanında, negatif enerjiyi alması, güven ve huzur telkin etmesi soğuk renklerin kullanım amaçlarına örnek olarak gösterilebilir.

Sinirsel bozuklukları olanların sarı, uykusuzluk sorunu çekenlerin mor, sakinleşmek isteyenlerin mavi, neşelenmek isteyenlerin turuncu, canlanmak isteyenlerin türkuaz rengini tercih etmeleri önerilir. Psikolojik olarak tetikte olmayı teşvik eden renk ise kırmızıdır. Turkuaz canlandırıcı ve serinletici psikolojik etkiler yaratırken mavi barışçıl ve sakinleştirici etki göstermektedir. İç bilinci teşvik eden renk ise mordur.

Araştırmalar sonucunda dünyada en çok mavi rengin sevildiği, bunu kırmızı ve yeşilin takip ettiği görülmektedir. Pembe renge bakan kişilerin rahatladıkları, kırmızı, turuncu ve sarı gibi sıcak renklere bakanlarda tansiyonun yükseldiği, terlemenin çoğaldığı, mavi rengin ise ters bir etki yarattığı gözlenmiştir.

Kasaplar, dükkanlarında kırmızıyı kullanırken, yeşili hiç kullanmazlar. Yeşil vejeteryanlığı temsil eder. Yeşil belki de doğanın kendisidir.
İnsanlar bulunduğu ortamın renklerinden olumlu ya da olumsuz etkilenmektedir. Sevmediği bir rengin hakim olduğu bir ortamda çalışan bireyin psikolojisi, bu ortamdan dolayı bozulabilir ve bu çalışanın performansını da olumsuz etkiler. Bu sebeple iş yerlerinde iç karartıcı renkler tercih edilmemelidir. Bu renklerin işyerlerinde yarattığı olumsuz psikoloji tüm çalışanlara ve müşterilere yansıyacaktır. Restoran ve benzeri alanlarda da iç açıcı renklere yönelinmesi işletmeler açısından faydayı arttırıcı bir etki yaratabilir. Yaşadıkları yerlerin dekorlarını istedikleri şekilde yapan insanlar, günlerinin yarısını geçirdikleri bu yerlerde olumlu bir psikoloji içine bürünebilirler.

Bir grup deneğe çeşitli renklerdeki kurabiye kutularını gösterip, “Sizce en iyi kurabiyeler hangisinde?” sorusu sorulduğunda çoğunluğun pembe kutuda en lezzetli kurabiyelerin olduğunu düşündükleri görülmüş. O yüzden çikolata ve kurabiye kutuları pembe-eflatun arası bir renkte seçilir.

Cansas Üniversitesi sanat müzesinde bir araştırma için halının altını elektronik bir sistemle donatmışlar, duvar rengini beyaz ve kahverengi olarak değişebilir yapmışlar. Arka fon beyaz kullanıldığında, insanlar müzede yavaş hareket etmiş, daha uzun süre kalıp, daha fazla alanda dolaşmışlar. Arka fon kahverengiye döndüğünde ise, insanlar müzede çok daha hızlı hareket edip, daha az alanda dolaşmış ve müzeyi çok daha kısa sürede terketmişler. O yüzden dünyadaki fast-food restorantların hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Hiç bir fast-foodcunun duvarını beyaz göremezsiniz.

Renkler ayrıca kendini ifade etmenin farklı bir yoludur. İnsanlar duygularını giydikleri renklerle ifade edebilir. Morali bozuk ve psikolojik çöküntü içinde olan bir insan koyu renkler tercih ederken dinamik ve mutlu insanlar genellikle açık renk kıyafetler seçmektedir.

Araştırmalar birçok durumda, rengin ruh halini değiştiren etkilerinin sadece geçici olabileceğini göstermiştir. Mavi bir oda başlangıçta sakin hissetmeye neden olabilir, ancak etki kısa bir süre sonra dağılır.

Renklere duyarlılık kişiden kişiye de farklılık gösterir. Bir kişi renklerden çok etkilenebilirken bir diğeri o kadar etkilenmeyebilir. Etki kişilik özellikleriyle doğru orantılıdır. Bu farklılıkların temelinde alışkanlıklar, kültür ve yaşayış tarzı yatmaktadır. Deneyimler, alışkanlıklar, şartlanmış refleksler, yaşanılan tecrübeler de renk tercihleri üzerinde etkilidir. Kişinin mutlu olduğu önemli günlerde üzerinde ne renk kıyafetin olduğunu hatırlaması ve bu renge sempati duyması bu yüzdendir. “İnsan daha önceden görüp tanımladığı, belleğinde yer etmiş nesneleri farklı renklerde gördüğünde olağandışı tepkiler verir. Bu yüzden çevresindeki renkleri, alıştığı ve daha önceden bildiği şekliyle ister. Örneğin, turuncu renkte görmeye alıştığı portakalı, mor renkte gördüğünde yiyemez.”

Hülya Konar
Klinik Psikolog
twitter/hulyakonar
instagram/hulyakonar


Benzer Yazılar

  • Olduğu durumdan memnun olan ilerleyemiyor!

    Olduğu durumdan memnun olan ilerleyemiyor!

    "Korku, gölge kadar yanıltıcıdır ama vardır. Gölge de vardır, yanıltıcı ama vardır ve bazen gölge sende büyük etkiler bırakabilir.
  • Günümüzün en geçer Akçesi!

    Günümüzün en geçer Akçesi!

    Günümüzün en geçer akçelerinden biri insan ilişkilerinde başarılı olmak diğer adıyla iletişim becerisi. 
  • Sofroloji’yi öğren, yaşamayı öğren!

    Sofroloji’yi öğren, yaşamayı öğren!

    Bedensel olduğu kadar zihinselde rahatlaman gerek! “Tarih ve toplum sürekli bize yeteneklerimiz hakkında birtakım telkinlerde bulunuyor ve telkinler neler yapabileceğimiz konusunda bizi sınırlıyor. Sınırlara inanmak, sınırlı insanlar yaratıyor.”
  • Bazı insanlarda sahiden şeytan tüyü mü var?

    Bazı insanlarda sahiden şeytan tüyü mü var?

    İletişim, doğduğumuz andan itibaren başlayan ve kendimizi en ulaşılmaz sandığımız anda bile devam eden ve çok dikkatli yönetilmesi gereken hele bazen çok hayati bir süreçtir.
  • Yaşam zamanınız gerçek zamanla aynı mı?

    Yaşam zamanınız gerçek zamanla aynı mı?

    Bir eğitim programının sunumunu hazırlarken aklıma takılan bir konuyu araştırmam gerekti. Kaynak kitaplarımı karıştırırken geçtiğimiz zamanlarda satın aldığım ancak henüz okuma fırsatı bulamadığım bir kitap takıldı gözüme kütüphanemde.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Kategorilerden Seçmeler