Dr. B. Sıla Özdemir Bensusan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Hastalık kötü şans veya talihsizlik değildir!

Teozofik bakış açısından hastalık, insan için yararlı ve ayarlayıcı bir içsel süreçtir; kötü şans veya talihsizlik değildir, tüm hastalıklar temelinde farkındalık eksikliğinden kaynaklanır ve aslında ruhsal uyum getirir.

 


Hayattaki her şey gibi, sağlık da temel karma kurallarına uymaktadır. İnsanın bu kurallara karşı çıkıp da sonradan bazı yeni şifa yöntemleri veya mucize ilaçlar sayesinde çabucak sağlığına kavuşacağını ve sorunun kökeninde yatan hatalarıyla yüzleşmekten kurtulacağını düşünmesi imkansızdır. Doğa aldatılamaz veya doğaya rüşvet verilemez; doğa ancak çalışmasına ait bir işbirliğini hoş karşılar.

 

Kozmik olarak bakıldığında bundan çıkarılacak sonuç, tüm hastalıkların psikosomatik olduğudur; fakat bu her zaman çok açık değildir. Çünkü insanın yaşam akışının, enerjetik varlığının hangi boyutunda engellendiğini ve belirli bir hastalığın ortaya çıkmasına sebep olduğunu anlamak bazen zordur. Buna rağmen, insanın ruhu ile rahatsızlıklarının arasındaki ilişki netleştikçe, geleneksel tıp tarafından psikosomatik olarak tanımlanan fiziksel rahatsızlıkların listesi de her geçen gün uzamaktadır.

 

Akut enfeksiyonlar ise zihinsel kökenin izi bile olmaksızın, açık bir biçimde fiziksel olarak görünür. Halbuki derinlemesine incelendiğinde zihinsel ve duygusal düzlemlerde var olan çatışmalar ve tüm stres faktörlerinin ve temiz hava veya egzersiz eksikliği gibi basit sağlık kurallarının sürekli çiğnenmesinin, eninde sonunda sistemde biriken toksik yüklerin çoğalmasıyla birlikte akut bir hastalığa yol açtığı ortaya çıkar. Bu tür krizlerde, çeşitli patojenik mikroorganizmalar, vücutta biriken artık maddelerle beslenerek aktif rol oynayabilir ve karşılığında kendi toksik maddelerini, toplam zehir yığınına ekleyebilir. Bu tür vakalarda, geleneksel tıp çoğunlukla enfeksiyona neden olan bakterileri yok etmeye veya hızlı çoğalmasını durdurmaya yönelik ilaçlar, antibiyotikler ve benzerlerini acil tedavi yöntemi olarak kabul eder ve vücudun savunma mekanizması yeterli güce ulaşana kadar zaman kazanılmasını hedefler. Ancak bu şekilde hastanın doğal olarak sahip olduğu kendini iyileştirme yeteneği baskılanır ve uzun vadede kronikleşme sürecine gidilmesi kaçınılamaz.

 

Kronik psikosomatik hastalıklara dönersek, tedavinin gerçekleşmesi için hastanın işbirliği yapması gerekmektedir. Hasta, kendini yeterli oranda sorgulayarak ve yaşamsal engel teşkil eden sorunun temelindeki bazı alışkanlıklarının, katı zihinsel tavrının veya yaşam tarzındaki ona hizmet etmeyen şeylerin farkına varabilir. Bu tür bir şartı değiştirdiğinde veya -eğer bu gücünün ötesindeyse- kendini ona alıştırdığında, hastalık kişinin dönüşümü ile beraber adım adım yok olur. Bununla birlikte insanın, yaşamın zorluklarının tam olarak gögüs gerilemeyecek kadar büyük olduğunu düşündüğü ve bilinçdışı bir biçimde dayanabileceğinden fazlasıyla uğraşma sorumluluğundan kaçışın yollarını aradığı zamanlar da olur. Yaşam yükünün yarattığı bu korku, zihinsel ve duygusal boyuttaki yaşamsal akışı etkileyerek insanın günlük sorumluluklarını azaltan veya onu daha derinde yatan korkularından özgürleştiren kronik fiziksel bir rahatsızlığı ortaya çıkarabilir. Bu tür bir hastalık, ancak hayatın problemleriyle bütünüyle yüzleşebilme gücü geliştiği zaman tedavi olur. O zaman gelene kadar, bir dereceye kadar rahatlama sağlansa da hiçbir ilaçla tedavi yöntemi kesin sonuca ulaşamaz.

 

Kronik hastalık vakalarında, özellikle yaşamın erken safhalarında meydana geldiğinde ve olası nedenleri bulunamadığında, göz önünde bulundurulması gereken bir faktör daha vardır. Böyle bir durumda, mevcut hastalığı oluşturan karmik güçlerin kökenleri, muhtemelen bir önceki yaşama dayanır; o yaşamdaki koşullar altında deneyimlenmesi gereken duygusal temalar ve öğrenilmesi gereken derslerin idrak edilmesi sürecinin tamamlanması için yeterli zamanın bulunamaması nedeniyle, süreç şimdiki yaşama taşınmış olabilir. Bilinçaltının daha derin seviyelerde farkındalığına erişmekle bugünkü hayatta stres ve çatışma yaratan ve sürekli farklı formlarda tekrarlayan duygusal temaların içinden çıkma fırsatı yakalanabilir. Böyle bir dönüşümü sağlamaya yönelik hipnoterapi, nlp, regresyon, quantum biofeedback, biorezonans, qigong, tai-chi, meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri gibi tüm terapötik yöntemler şifalanma sürecinin bir parçası olabilir.

 

Şifalanma sürecinin, iyileşmenin önündeki bu engellerin aşılmasıyla tam bir dönüşüm gerektirdiğini ve homeopati, allopati (eczane ilaçları ile zıt tedavi yöntemi) veya osteopati gibi herhangi bir sisteme bağımlı olmadığını görüyoruz. Geleneksel ya da değil, belirli bir vakada bu yaşam gücünün (life force) gerekli düzeyde salınmasını sağlayan herhangi bir tedavi, sağlanacak uygun koşullar veya uyaranlar yardımıyla hastanın kendi içinde derinden şifaya hazır olması ve işbirliğine gitmesi koşuluyla, şifa verici bir sonuç yaratacaktır.

 

Dr. B. Sıla Özdemir

Holistik Tıp Hekimi / Bağımlılık Danışmanı

SCIO Quantum Biofeedback Sistem Uygulayıcısı

 


Benzer Yazılar

  • Malul aylığı hangi hastalıklarda bağlanır?

    Malul aylığı hangi hastalıklarda bağlanır?

    SGK, ağır hastalıklara yakalananlara aylık bağlıyor. Aylık ödeme süresi 12 ay ile 24 ay arasında değişiyor. Aylık bağlanabilmesi için bazı koşulların yerine getirilmesi gerekiyor. Ancak, bazı hastalar için esnek kurallar…
  • Korku ve kaygı bozuklukları ile baş etme

    Korku ve kaygı bozuklukları ile baş etme

    Korku ve kaygı her insanın tanıdığı, bildiği ve hayatının bir döneminde baş etmeye çalıştığı temel sorunlardandır. Kaygı bozukluğunu; gerçek her hangi bir tehlike ve tehdit yokken, nesne ve olaylara karşı…
  • Antik Mısır'da inisinasyon

    Antik Mısır'da inisinasyon

    Merhaba sevgili okurlar, İnisiyasyonda töreni tamamlayan üstat bir birey olarak hareket edemez. O bir zincir halkasıdır...
  • Hastalıkların ana kaynağı: STRES

    Hastalıkların ana kaynağı: STRES

    Aşırı stres hastalığa davet çıkarır. Stres, vücutta biriken zararlı atıklardan, yaşanılan travmalardan, patojenlerden, zihinsel faktörlerden, pervers enerjilerden, alerji, genetik faktörler, alışkanlıklar, yetersizlik sendromu vb birçok kaynaktan gelebilir. Stres devam ettikçe…

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Kategorilerden Seçmeler