Merhaba sevgili okuyucularım,

“Bizler bilmediklerimizin esiriyiz; bildiklerimizin ise efendisi.” (Nisargadatta Maharaj)

 


Hayatımız, düşündüklerimizin ve inançlarımızın bir yansımasıdır. Düşünceler ne kadar güçlü ise, yüzeydeki yanılsama da, etkisi de o kadar fazla olur. Olumsuz düşüncelerin genellikle kaynağı bilinçaltımıza yerleşmiş inançlara dayanır. Bu inançların bazıları biz çocukken oluşur, bazıları ise atalarımızdan bize miras kalır. ‘Kolektif bilinçaltı’ devrededir; ailemizden ve içinde bulunduğumuz toplumdan etkileniriz. İster atalarımızdan gelsin ister kendimize ait olsun, geçmişten gelen şok ve travmalar hayatımızın dümenine geçmiştir.

Kendimizin de dahil olduğu aile sistemimizdeki dinamiklerini keşfetmek; konuşulmayan sırların ortaya çıkması, dışlanmış kişilerin görülmesi, yaşanan travmaların ardındakileri görmek, anlamak, bizi özgürleştirmeye başlar. Yüzeyde hissettiğimiz zayıflıklar ve eksikliklerin ardında yatan bu bilinçaltı nedenler ortaya çıktıkça, içimizi derin bir anlayış kaplar. Bu bir deneyim değil, kalıcı bir bakış açısı değişikliğidir.
Bilinçaltında olan bilinç tarafından algılandığında çözülüş başlar. Sıkışmış ve akmayan sevgi serbest kalır. Bireysel arasındaki bağlar sağlıklı bir hale geldiğinde sıkışmış enerji akmaya başlar. Bu şekilde kendimizi daha merkezlenmiş ve bütün hissederiz, dolayısıyla zihnin sakinleşmesini ve dinginleşmesini sağlar. Zihin sakinleştiğinde ise, artık olan olayların, karşımıza çıkan kişilerin ötesine bakmaya açık bir hale geliriz. Bizi ısrarla kendi hikayemize geri döndürmeye çalışan zihin, daha sakin olduğundan, artık bir engel oluşturmaz. İşte bu anlayışın oluşmasıdır.


Ancak önemli olan hususlardan bir tanesi, anlayışın zihinden öte kalpte oluşmasıdır. Kalpten gelen kabul, yargılama, yorumlama, varsayım olmadan mümkün olur. Olumlu veya olumsuz kavramlar, anlamlar yüklenmediğinde, görünmeyeni görmeye başlarız.


Günlük hayatımızdaki rollerimizle özdeşleşmeden, kendimizi bu kimliklerle tanımlamadan yaşamanın özgürlüğüne erişiriz. Tüm kişilerin ötesine baktığımızda ise tüm sistemlerin diğer sistemlerle hareket ettiğini, her şeyin ardında sonsuz bir gücün sanki bir oyun oynadığı hissine kapılırız. Bu oyuna kendimizi bıraktığımızda, oyunun bir hedefi veya amacı olmadığını görürüz; amaç oyunu sadece oynamaktır…
“İlim bilmek, kendin bilmektir.” (Yunus Emre)

Sevgilerimle,

Nero Lidrlik Koçu

Deniz Öztaş


Benzer Yazılar

  • Ali Emiri'nin değerlisi

    Ali Emiri'nin değerlisi

    Meşrutiyetin ilk yıllarında, bir güz sabahının tazeliğinde, günün ilk ışıkları boğazın gümüş sularından çoğu iki katlı, tertemiz boyalı, cumbalı evlerin duvarlarına yansıyor, sokakları büyülü bir aydınlık kaplıyordu.
  • Düş ile başlar herşey - Kendini gözlemleme (II)

    Düş ile başlar herşey - Kendini gözlemleme (II)

    Simya için yeni bir hayatın başlangıcıydı kendine hediye ettiği kitap . Ama o henüz farkında değildi.
  • Cesaret edemediklerini, yarın başkası yapıyor olacak

    Cesaret edemediklerini, yarın başkası yapıyor olacak

    Farkında mısın? Hayat yolculuğunda günler geçerken sen hala olmak istediğin haline bir hayal gibi uzaktan bakıyorsun. Adım atamıyor, göze alamıyor ve başlamıyorsun. Sen dururken bugün bir kişi daha cesaret etti…
  • Düş ile başlar herşey (I)

    Düş ile başlar herşey (I)

    Bugün yine zamanın nasıl geçtiğin bilmeden akşam oldu. İşinden çıkar çıkmaz doğru eve zaten başka bir şey yapacak gücü de kalmıyordu.
  • Hayatta "G perspektifi"

    Hayatta "G perspektifi"

    Hepimizin hayata farklı bakış açısı vardır. Bu bakış açısı kendi deneyimlerimize, çevremizden edindiklerimize ve epigenetik olarak bizimle gelen kodlara göre şekillenmiştir.

Yorum Ekle

  DEYADER 

 

 

 

Pablo Escobar

Kategorilerden Seçmeler