DOLAR 8,4754
EURO 10,0604
ALTIN 493,49
BIST 1.414
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 35°C
Sıcak
İstanbul
35°C
Sıcak
Per 36°C
Cum 38°C
Cts 30°C
Paz 32°C



Yurtdışında kariyere merhaba, hoş geldin…

25.06.2021
77
A+
A-

Bir Dönüşümün Anatomisi: Yurtdışında kariyere merhaba, hoş geldin…

Kişi hayatı boyunca ya kendi cesaret ettiği dönüşümleri ya da hayatına çarpıp geçen kadersel hadiselerden sonra mecburen dönüşen hayatının, yeni çehresinin gerçeklerini yaşar…Özellikle iş hayatına atılma evresi olan 2000’li yıllarıma baktığımda, beni bugünlere taşıyan dönüşümlerin, hayatıma çarpıp geçen beklenmedik durumların girdabından özgürleşme mücadelesi vermişlerimin, ne kadar uzun soluklu bir yolculuk olduğunu idrak etmişim. Nasibimi aldığım her bir hadiseden sonra yeni koşullarıma uyumlanırken “Bu yaşadıklarımın bana mesajı ne?” diyebilmek konusunda artık epey mesafe kat etmişim. Tüm bu yaşanmışlıklara artık farklı bir gözle bakıyorum; inançlarımı, değerlerimi, öğretilerimi ve bana ait olduğunu düşündüğüm bazı gerçekleri sorgulamak, dönüştürmek ve mevcut İlayda’yı bir sonraki üst versiyonuna taşımak için birer vesile onlar. Şu da bir gerçek, yaşanan ne varsa, dönüşmemeyi, everilmemeyi ve mevcut gerçekliklerinize tutunarak sabit görüşlerinizde, yaşam şeklinizde, yaklaşımınızda, duruşunuzda çakılı kalmayı seçiyorsanız bir o kadar zorluklara maruz kalıyorsunuz. Kendinizi sürekli “meliyim”, “malıyım” derken buluyorsanız, ya da “Hayat sana güzel, ben ağzımla kuş tutsam olmaz” derken buluyor, var olmak için muazzam bir çaba sarf ediyor, yine de bir arpa boyu ilerlemek konusunda zorlanıyorsanız hayatınızı ve kim olduğunuzu, nerede yanıldığınızı ve değişime hangi konuda ihtiyaç duyduğunuzu değerlendirmekte fayda var. Yaşadıklarınızın muhasebesini ister kendinizle isterse de size eşlik edecek bir uzmanla yapın mutlaka faydalanacaksınız. Yani akıntıya karşı kürek çekmeyin, belki de manevra yapsanız hayat çok daha başka akacak. Yakınlarımın söylediği gibi sadece “Ezber bozmaya cesaret etmek” gerekiyor ve “Balık ne zaman avlansa tazedir”

 

Bu vesileyle dönüşümümün en can alıcı hikayelerini, birikimlerimi paylaşmak üzere burada olduğumu sizlere ifade etmiş olayım. Dilerim ki vaktinizi ayırıp göz gezdirdiğiniz bu satırlar sizin için yer yer “aha” ya da “aaa” dedirtecek ipuçları barındırsın, sizde farklı ışıklar yaksın, zaman zaman da kendinize yakın bulduğunuz yaşanmışlıkların ifadesi olsunlar…Hazırsanız başlayalım:

 

Genç kadın, hadi ona şampiyon diyelim, kariyerinde hızlı adımlar atmış, yurt içinde yükselemediğini görünce kendine çıkış yolları aramaya başlamıştı. İlk beş senesi üst yönetim kademelerine hizmet ederek, neredeyse günde 18 saate yakın çalışmakla geçmiş, hafta sonları dahil gecesini gündüzüne katıp yönetim danışmanlığında ve şirket içerisinde isim yapmıştı. Daha sonra şirketin en büyük bölümlerinde peş peşe sıfırdan kurduğu ekip ve fonksiyonlarla da yöneticiliğini fazlasıyla kanıtlamış ancak bir üst düzeye geçmek konusunda başını devamlı camdan bir tavana toslar gibi hissediyordu. Kendi yöneticisi “Sizi nasıl yükselteyim, mevcut yönetimden Allah etmeye ya biri vefat edecek ya da kendiliğinden gidecek, o güne kadar yurt içinde sizi bir sonraki düzeye çıkartamıyorum” demişti. Şampiyonumuz şirketteki bazı terfileri de sorgular hale gelmiş, sadece soluksuz çalışmak ve her sene yetkinliklerine yenilerini katmakla bir üst düzey göreve atlayamayacağını fark ediyordu. C-seviyesi denen en üst düzey yönetim ile arası iyiydi, onların dilinden anlıyor, yaptığı işlerle hem fark yaratıyor hem de şirketin demirbaşlarından biri haline geliyordu. Buna mukabil bir türlü yükseltilmiyor, yurt içinde ilerleyebileceği bir pozisyon çıkmıyordu. Bir yönetim konferansında şirketin yurtdışından yeni gelmiş, yabancı kültürleri çok iyi tanıyan CEO’suna (tepe yönetici) 250 kişilik kadrosunun önünde meydan okurcasına yaptığı öneri kariyerindeki bir sonraki etabı hazırlamış oldu. Yeni CEO konferans boyunca yöneltilen sorulardan bazılarına, kendi yönetim ekibini göstererek “Bu beylerle konuşup karar vereceğiz ve size geri dönüş yapacağım” şeklinde cevap veriyordu. Konferansta bir sürü kadın yönetici de bulunmasına rağmen bu ifadeyi birkaç kez kullanmıştı. Gerçi konferans İngilizceydi ve İngilizcede bu şekilde bir kullanımın mümkün olabileceğini bilen şampiyonumuz yine de dayanamayarak elini kaldırdı ve dedi ki “Bu konferansta iki defadır bu beylerle bir araya gelip karar vereceğinizi paylaşıyorsunuz. Ümit ederim bir sonraki konferansta bu hanımlar ve beyler ile birlikte karar vereceğinizi duyuyor oluruz” Şampiyonumuzun kalbi neredeyse ağzında atıyor, tepe yöneticinin tepkisini nefessiz bekliyordu. Bu sözler üzerine 250 kişilik kadro önünde tepe yönetici kıvrak bir manevrayla şampiyonumuza “Beni mat ettiniz, sizin kariyerinizi bizzat ben ele alacağım” şeklinde bir geri dönüş yaptı. O gün onun için bir zafer günüydü ve kaçınılmaz yükselişinin ve yurtdışına biletinin de teminatıydı.

 

Şampiyon gerekli tüm adımları atmış, evraklarını teslim etmiş kendisine Avusturya’da bölgesel iş geliştirmenin başına geçmek üzere bir pozisyon teklif edilmişti. Yurtdışına çıkmak üzereyken tabii ki akıl hocalarının, şirkette güvendiği yöneticilerin ve yurtdışında gideceği bölümün ekibini tanıyan arkadaşlarının fikirlerini aldı. Çok güvendiği mentoru (akıl hocası) ona Avusturyalıların politik olabileceğini, dikkatli olması gerektiğini söyledi. Bir diğer yönetici Viyana’da hayat kalitesinin çok yüksek olduğunu ancak güneşi, sevdiklerini ve Türkçeyi özleyeceğini ifade etti. Bir başka ülkede üst düzeyde çalışan dostu ise atandığı bölümün yöneticisinin oldukça hırslı ve mükemmeliyetçi olduğunun altını çizdi. Diğer temaslarında da Avusturyalıların ne kadar milliyetçi ve yabancılara ön yargılı oldukları konusunda nasihatler aldı ve bir sene boyunca beklentisini çok düşük tutması gerektiği de tavsiye edildi.

 

Bir üst düzey yemekte şampiyonumuzun yurtdışına çıkışına önayak olmuş, bir nevi sponsor olmuş olan tepe yönetici yuvarlak masada şirketin yetenek havuzundan müteşekkil bir topluluğa sordu: Bayan Şampiyon yurtdışına çıkıyor, kendisi Viyana’da konumlu olarak Orta Doğu Avrupa bölgesi iş geliştirme yöneticiliğini üstlenecek. Masadaki kimi çalışanlar şaşırıp, kimileri tebrik ederken tepe yönetici döndü ve her birine tek tek sordu “Siz cesaret edebilir miydiniz? Peki ya siz? Peki ya siz ya siz cesaret edebilir miydiniz?” ve sonra döndü ve şampiyonumuza şöyle bir baktı. Masadaki kimse “Elbette ben seve seve giderdim, görev çağırırsa düşünmeden giderim” demedi. Kimisi “Görevinden görevine değişir” dedi. Diğerleri “Koşullar cazip olursa neden olmasın? şeklinde yaklaştı, hatta “Pek düşünmezdim” diyenler bile oldu. Şampiyonumuz o zaman bile üst düzey yöneticinin bu sorusunun alt metnini, kendisine fırlattığı saniyelik bakışla ima ettiği zorlukları anlamamıştı. Halbuki yönetici açıkça şampiyonumuza şunu soruyordu “Sen neyin altına imza attığının farkında mısın?” Alt metni okuyabilseydi veya kendisine verilen onca tavsiye onca nasihate kulak kabartsaydı yurtdışına daha hazırlıklı çıkabilir miydi? Meçhul… Ancak şu kesindi ki tüm bu -köprüden önce son çıkış- uyarılarına rağmen yurt dışına çıkmaktan vazgeçmezdi. Bu macera onun için kariyer, etiket, rahatça evini ödeyebileceği mali koşulları yaratmak gibi son derece ulvi amaçlara hizmet etmekteydi. Onu nelerin beklediğinden bir haber, iki büyük bavul, bileti, pasaportu, oturma izni çıkana kadar geçerli olacak turist vizesi, bir miktar şirket avansı, plastik paraları ve hayalleriyle yegâne motivasyonu olan kariyer, hak ettiği maaş ve imkanlar ile dönüşünde ona sunulması muhtemel prestijli görevin heyecanı 2011’in Ağustos’unda Viyana’nın yolunu tuttu. Sonra neler mi oldu? Haftaya beklerim.

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.