DOLAR 8,3342
EURO 10,1813
ALTIN 500,58
BIST 1.463
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 24°C
Gök Gürültülü
İstanbul
24°C
Gök Gürültülü
Çar 26°C
Per 24°C
Cum 20°C
Cts 22°C



Sen hiç piyasada uçan bir fil gördün mü?

12.07.2020
1.212
A+
A-

“Yüksek Yunan Sütunları arasındaki geniş basamakları tırmanarak Walker Binasının girişine ulaşırsınız.

Sen hiç piyasada uçan bir fil gördün mü?

İçeri girer girmez lambanın icadından daha eski tarihli bir halının, ona uygun mobilyaların bulunduğu, keskin alkol, paketler dolusu fıstık ve hoş sohbet vaat eden bir kokuya sahip iki odaya ayak basarsınız. Massachusetts Institute of Technology (MIT)’de bulunan iki bardan biri olan Muddy Charles’a hoş geldiniz. Bu mekânın en önemli özelliklerinden biri bir bira çeşidine dair sürekli müşterilerinin bulunuyor olmasıdır. Bir gün Muddy Charles’ın daimi müşterilerine iki farklı bira sunulmaya karar verildi. Bu biralardan biri Budweiser diğeri ise MIT birası adında yeni bir bira olacaktı. MIT birası ise; temelde Budweiser birasının her ons biraya iki damla balzamik sirke katılmış haliydi.

Sen hiç piyasada uçan bir fil gördün mü?

Biralar A ve B şeklinde etiketlenmiş olup gelen müşteriler biraları tadacak ve hangisinden büyük bardak istediğine karar verecekti. Ve saat ilerledikçe bar dolmaya başladı… Müşteriler denedikleri birayı ağızlarında iyice dolaştırıyor hatta tam karar verebilmek için biraz gidip düşünüyor ve sonra tekrar geliyordu. Deneye katılan yüzlerce öğrencinin tepkileri tipikti. İçerisine sirke katıldığına dair bir ön bilgilendirme yapılmayan öğrencilerin büyük bir çoğunluğu, içerisinde sirke olan MIT birasını seçmişti. Ancak biraları tatmadan önce MIT birasının içerisinde sirke olduğu ön bilgilendirilmesi yapıldığında ise tepkileri tamamen farklı oldu. Katılımcılar bunu duyduklarında yüzlerini kırıştırıp normal bira istediler.

Sen hiç piyasada uçan bir fil gördün mü?

Bu durum akıllara farklı bir sorunun gelmesine neden olmuştu. Peki ya bira tercihi yapıldıktan sonra sirke bilgisi öğrencilere verilmiş olsa ne olurdu? Birayı içtikten sonra sirkeyi öğrenen öğrenciler birayı, sirkenin varlığını önceden öğrenen öğrenciler kadar az mı hoşlanırlardı ya da sirkeyi öğrenmeyen öğrenciler kadar çok mu severlerdi? Sonuçlar gösterdi ki; sirkenin varlığını birayı içtikten sonra öğrenen öğrenciler birayı, sirkenin varlığını öğrenmemiş öğrenciler kadar çok sevmişlerdi.”

Sen hiç piyasada uçan bir fil gördün mü?

Önyargı nedir
Carrie Chapman Catt, “Önyargı ne demektir? Önyargı; mantığa dayalı olmayan bir görüş, kanıtlar dinlenmeden verilmiş bir hüküm, ilk ne zaman oluştuğunuzu bilemediğiniz bir duygudur.” diye tanımlamış önyargıyı. Biranın içerisinde sirke olduğunu birayı içmeden önce öğrenen öğrencilerde de bira-sirke ikilisi bu şekilde bir tepkiye neden olmuştu. İkisinin birleşmiş olma fikri akıllarına çok yatmamış bu yüzden bu ikili karışıma herhangi bir fırsat verilmeden kesin hüküm verilmişti. Yeni bir şeyi deniyor olma fikri insanlarda risk aldığına dair bir düşünceyi ortaya çıkartır. Bu yüzden insanlar yeni bir fikir ile karşı karşıya kaldığında beyin aşağıdaki dört unsur arasında gel-gitler yaşar.

Sen hiç piyasada uçan bir fil gördün mü?

Eski İnançlarımız ( Mevcut inançlar),
Eski İnançlarımıza Duyduğumuz Güven,
Yeni Deliller,
Yeni Delillere Duyduğumuz Güven.

Eğer ortaya çıkan yeni bilgi insanların önceki inançları ile örtüşüyor veya o inançları teyit ediyorsa insanlar, o bilgiyi hemen kabul etme eğilimi gösterirler. Bunun aksi bir durum olduğu zaman ise insanlar, yeni unsurun delillerini çok fazla eleştirme eğilimi gösterir hatta yeni bilgiye ait delilleri görmemezlikten gelir. Bu tarz olaylar günlük yaşamda insanların çok sık karşılaştıkları bir durumdur. Yakın arkadaşlar, iş arkadaşları, aile bireylerini ele alalım; karşıt görüşler hakkında bir konu konuşulmaya başlandığında genellikle ilk aşama yumuşak başlar. Tartışma ilerledikçe orta yolda buluşmaları gerekirken tartışan bireylerin daha da kutuplaştığı görülür. Çünkü belli bir seviyeden sonra amaç kendi görüşlerinin doğruluğunu karşı tarafa kabul ettirme amacı taşımaya başlamıştır. Böyle bir ortamda içgüdüler insanlara, karşı tarafın yanlış düşündüğünü gösteren delilleri kurşun olarak kullanmasını söyler. Bu tartışmalar genellikle insanların kendi görüşlerine daha sıkı bir şekilde bağlanmasıyla bitmiş olur.

Önyargı Karşısında Beyinde Neler Olur?
Bu konu North Carolina Üniversitesinde görev yapan nöroiktisatçı Camelia Kuhnen’nın dikkatini çekmiştir ve insanların neden bu şekilde davrandığını sorgulamıştır. Camelia ve ekibi, insanların kendilerini destekleyen veya desteklemeyen düşünceler ile karşılaşıldığı zaman beyinde neler olduğunu anlayabilmek için beyin aktivitelerini kaydetmişlerdir. Çıkan sonuç göstermiştir ki katılımcıların beyni, önceki kararlarıyla örtüşmeyen düşüncelerle karşılaştığı zaman aktivitesini azaltıyor hatta tabiri caiz ise beyin fişini çekiyor. Tam tersi olduğunda ise katılımcıların beyninde yüksek aktivite meydana geliyor. Yani karşıt bir görüş ile karşılaşıldığında beyin o kısım ile ilgilenmemeyi tercih ederken, destekleyici fikirler karşısında konuya normalden daha fazla ilgili oluyordu. Beynin bu kadar net olmasının en büyük sebebi mevcut olan inançlara çok sıkı bir şekilde bağlanmış olunmasıdır. İnsanların önceden yaşamış olduğu deneyimler mevcut bir inanç sistemi ortaya çıkartır. Ortaya çıkan bu inanç sisteminden dolayı beyin, yeni bilgiler ile kendini yormak istemez o yüzden de yeni bilgiye olan ilgisini en alt seviyeye çeker. William James’in dediği gibi birçok insan düşündüğünü sanmaktadır ancak asıl yapılan şey düşünmek değil önyargılarını yeniden düzenlemektir.

Önyargı Karşısında Piyasalar ve Yatırımcı Davranışları
Finans sektöründe aşinalıklardan ortaya çıkan önyargılar çok daha fazla görülebilmektedir. Örneğin şirket hisse senetlerinin ilk ortaya çıkışı Antik Roma’ya dayanmaktadır. O dönemde hisseler sadece belirli sınırlı amaç için kullanılıyordu ve şirketler 17. yy kadar tekrar ortaya çıkmamıştır. Sigorta da aynı şekilde çok eski zamanda ortaya çıkmış olmasına rağmen ilk modern sigorta formları 17. yy görülmüştür. Günümüzde bile çoğu insan sigortalara şüpheli yaklaşmaktadır. Yatırımcılar genelde alışık olmadıkları finansal araca yatırım yapmak istemezler. Bu durum hisse senedi piyasalarında da çok net gözlemlenebilir. Nasıl ki çocukların hayata dair köklü bir inanç sistemi oturmamıştır hisse senedine yatırım yapacak olan yeni yatırımcılarında ilk başta bu piyasalar hakkında köklü bir inanç sistemi yoktur. Yatırım yaptıkları araçlara ilişkin önyargıları zaman içerisinde ortaya çıkacak ve kökleşmeye başlayacaktır. Ancak, finans piyasalarında geçen kavramların soyut olması ve anlaşılabilirliğin zorluğu önyargı algısının biraz daha kısa sürede oluşmasına sebep verecektir. Piyasalar “risk eşittir getiri” cümlesi çok kullanır fakat risk alma dürtüsü ile eski aşinalıklardan doğan önyargılar neredeyse zıt kutuplardır. Yatırımcının ilerleyen zamanlarda alacağı risk düzeyi ilk başlarda yapmış olduğu işlemlere bağlıdır. Bu işlemler risk düzeylerini etkiledikleri gibi yatırımcının getirilerini de etkilemektedir. Eğer yatırımcı, belli dönemlerde aynı hisseye yapmış olduğu yatırımdan hep kazanmış fakat o hisse dışında bir yatırıma yöneldiğinde kaybetmiş ise bu yatırımcı, ilerleyen zamanlarda yeni hisselerde işlem yapmaya çok sıcak bakmayacaktır. Bu riski almak istemeyeceği için oradan gelecek olan getiriyi de göz ardı etmiş olacaktır. Yatırımcıların böyle bir dürtü yaşıyor olmalarının çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenlerden biri yukarıdaki örnekte görülebileceği gibi alışkanlıklar iken bir diğeri yatırımcının likidite endişesi yaşıyor olmasıdır. Likidite endişesinden dolayı tek bir defa bir hisse senedinden para kaybetmek ya da kazanmak bile küçük yatırımcı da önyargının oluşmasına neden olabilmektedir. Bu önyargılardan dolayı yeni hisse senetlerinin halka arzlarına veya bu hisse senetlerinin vadeli sözleşmelerinde işlem yapma konusunda tereddüt ederler. Ya da tam tersi, iyi bir getiri elde ettikleri hisse senedinin ufak bir fiyat hareketliliği karşısında bunun sebebinin ne olduğunu araştırmadan o hisse senedine yatırım yaparlar.

Küçük prens kitabını okuyanlar bilir, kitabın ilk sayfası altı yaşında çocuğun çizdiği bir resim ile başlar ve çocuk, yetişkinlere bu resimden korkup korkmadıklarını sorar. Yetişkinler de cevap verir, “Şapkadan korkulur mu hiç?”. Oysa çocuğun çizdiği bir şapka değil fil yemiş bir boa yılanıydı. Çocuklarda köklü inanç sistemi belli bir yaşa kadar oluşmadığı için öğrenilen her yeni bilgi oldukça ilgi çekici ve farklıdır. Bu yüzden onlar için filler uçabilir, karıncalar konuşabilir hatta iyi bir çocuk olduklarında şirinleri bile görebilirler. Ancak önyargılarla çevrilmiş yetişkinler için durum oldukça farklıdır. İyi sebeplerden ya da kötü sebeplerden dolayı oluşan önyargılar birçok yeni ve farklı konuya bakış açısını kısıtlayan bir pranga olmaktadır. O yüzden karşılaştığınız yeni bilgiler sizin düşüncelerinizi desteklemiyor olsa bile ayağınızdaki prangaların zaman içerisinde sizde sebep olacağı acıyı ve size bırakacağı izlerin derinliğini düşünün.

 

“Önyargılar insanları birbirlerinden uzak tutmak için bilgisizlikten yapılmış zincirlerdir.” Marguerite Gardiner

Cemre YOLDAŞ

Not: Bira Deneyi, Dan Ariely Akıldışı Ama Öngörülebilir kitabından alınmıştır.

YORUMLAR

Solve : *
22 + 12 =


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.