DOLAR 8,6538
EURO 10,1615
ALTIN 493,75
BIST 1.416
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Gök Gürültülü
İstanbul
17°C
Gök Gürültülü
Cum 20°C
Cts 23°C
Paz 25°C
Pts 24°C

Hayal etmek

Her yerde her köşede karşımıza sanki mesaj verir gibi sürekli çıkıyor.

“Her şey hayal etmekle başlar.”, “Hayallerinin peşinden koş, sakın vazgeçme.”, “Çok istiyorsan olur, hayallerinde canlandır.” Daha benim aklıma gelemeyen bunlara benzer bir sürü ifade.

Hepimizin gerçekleştirmek ve yaşamak istediği hayalleri var. Onlar için araştırmalar yapıyoruz, inceliyoruz, çoğumuz daha yolun başında vazgeçiyor, bir kısmımız yola çıkıyor ama engeller karşısına çıkmaya başlayınca bırakıyor. Olmayınca yakınmaya çevresine bahane bulmaya başlıyoruz. Hayallerini gerçekleştirenler için “Çok şanslı, hayallerine ulaşmak için her türlü imkana sahip…” gibi düşüncelere kapılıyoruz. Olaylar, uzaktan herkese çok farklı görünür, ancak hayaline kavuşanların yaşadıkları süreçler, hissettikleri, nelerle mücadele ettiklerini hangimiz ne kadar bilebiliriz.

Hayal, bir noktada hedef veya amaç olmaktadır. Hedefe ulaşmak için, gerçekten istemek, niyet etmek, planlamak, harekete geçmek ve kararlı şekilde adım atmak önemlidir. Yolda doğal olarak engeller çıkacak, sapmalar olacaktır. Hiçbir şey hiçbir zaman tıkırında işlemez. Planlama ve hatta strateji bu şekilde gelişir. Hatta bunların yanında alışkanlıklarımızın dahi değişmesi gerekir.

Bu konuyla ilgili olarak bu ara, Charles Duhigg’in yazdığı “Alışkanlıkların Gücü” kitabını okuyorum. Kitap, özetle özel ve iş hayatımızdaki davranışlarımızın ardındaki nelerin yattığını bize güzel bir dille anlatıyor. Özellikle bir hikaye dikkatimi çekti, onu da burada sizlere aktaracağım. Hayallerimizi, hedeflerimizi ve istediklerimizi içimizde yaşarsak ve çalışırsak gerçekleşmesine engel hiçbir şey yok dedirtiyor.
“…… Tanınmış bir kurumsal psikolog olan Karl Weick, “Küçük başarılar, atılan her adımın önceden belirlenmiş bir amaca açıkça yaklaştığı, düzenli, doğrusal, dizisel bir formda oluşmaz” diye yazdı. “Küçük başarıların… engel ve fırsatlarla ilgili gizli teorilerin test edildiği, ortalık karışmadan farkına varılmayan olanakların ve olanaksızlıkların ortaya çıkarıldığı minyatür deneyler gibi.. dağınık bir şekilde oluştuğu durumlara daha sık rastlanır.”

Michael Phelps’in durumunda da tam olarak böyle olmuştur. Bob Bowman, Phelps ve annesiyle hayal kurma ve gevşeme alışkanlıkları üzerine çalışmaya başladığında, ne yapmakta oldukları konusunda ne onun, ne de Phelps’in bir fikri vardı. “Denemeler yapar, işe yarayan bişeyler bulana dek farklı şeyler denerdik” dedi Bowman bana. “Sonunda en iyisinin, bu minik başarı anlarına yoğunlaşarak onları zihinsel tetikleyiciler haline getirmek oluğunu anladık. Onları rutinlere dönüştürdük. Her yarıştan önce, Michael’a zaferin yaklaştığı duygusu vermek üzere tasarlanmış şeyler yaparız.

“Michael’a yarıştan önce kafasından neler geçtiğini soracak olursanız hiçbişey düşünmediğini söyleyecektir. Sadece programa uymaktadır. Ama bu doğru değildir. Michael’ın alışkanlıkları kontrolü ele almıştır. Yarış anı geldiğinde Michael planının yarıdan fazlasını gerçekleştirmiş,her adımda başarıya ulaşmış durumdadır. Tüm aşamalar planlaığı gibi yürümüştür. Isınma turları tam hayalinde canlandırdığı gibi olmuştur. Kulaklarına tam beklediği müzik çalmaktadır. Yarış günün daha erken saatlerinde başlayarak başarılı adımlarla devam etmiş bir paternin yeni bir adımında ibarettir. KAzanmak bu paternin doğal bir uzantısıdır.”

Pekin’e geri dönecek olursak… saatler 9:56’ yı gösteriyordu, yani yarışın başlamasına 4 dk vardı. Phelps depar taşının arkasında dikilmiş, ayak parmaklarının üstünde hafifçe yaylanmaktaydı. Adı anons edilince, bir yarıştan önce hep yaptığı gibi depar taşının üstüne çıktı ve sonra tekrar aşağı indi. 12 yaşından beri her yarıştan önce yaptığı gibi, kollarını 3 defa savurdu. Sonra tekrar taşın üstüne basıp çıkış durumu aldı ve tabancanın patlamasıyla suya atladı.

Phelps bir aksilik olduğunu suya daldığı an anladı. Gözlüğünün için nemlenmşti. Suyun yukarıan mı, aşağıdan mı sızdığını anlayamadı, ama yüzeye çıkıp yüzmeye başlarken, sızıntının daha da kötüleşmemesini umut ediyordu.

Ne var ki 2. Dönüşü yaparken herşey bulanıklaşmaya başladı. 3. Dönüşe ve en son tura yaklaştığı sırada gözlüğünün içi tamamen suyla dolmuştu. Phelps hiçbir şey göremiyordu. Ne havuzun dibindeki çizgiyi, ne de karşıdaki havuz duvarını belirleyen siyah T çizgisini seçebiliyordu. Duvara kaç kulaç kaldığını göremiyordu. Bir olimpiyat finalinin ortasında görüşünü kaybetmek çoğu yüzücü için panik sebebidir.

Oysa Phelps sakindi.

O gün bundan başka herşey plana uygun gitmişti.gözlüğün su alması önemsiz bir aksilikti, üstelik Phelps’in hazırlıklı olduğu türden bir aksilik. Bowman, Phelsp’in her türlü sürprize hazır olması gerektiği inancıyla, bir keresinde onu bir Michigan havuzunda karanlıkta yüzdürmüştü. Phelps aklındaki bazı videokasetlerde buna tepki vereceğini hayalinde prova etmişti. Sonuncu turuna başlarken, finişe varmak için kaç kulaş atması gerektiğini hesapladı (19 veya 20 belki 21) ve saymaya başladı. Bütün gücüyle yüzerken kendini tamamen gevşemiş hissetti. Turun ortasına geldiğinde daha çok effor sarf etmeye başladı. Bu nihai atak, rakiplerini yıldırmak için kullandığı başlıca tekniklerinden biri halinde gelmişti. On sekiz kulaştan sonra duvarı beklemeye başladı. Kalabalığın gürlediğini duyabiliyordu ama gözleri görmediğinden, kendisi için mi, yoksa başka biri için mi tezahürat yaptıkları konusunda hiçbir fikri yoktu. 19 kulaç, son 20. Galiba bir kulaca daha ihtiyaç vardı. Kafasındaki videokaset öyle söylüyordu. 21. Defa kocaman bir kulaç attı, kolunu öne uzatarak suda kaydı ve duvara dokundu. Mükemmel bir zamanlama yapmıştı. Gözlüklerini yüzünden çıkarıp skorborda baktığında, kendi adının yanında “WR” (World Record/Dünya Rekoru) yazdığını gördü. Bir altın Madalya daha kazanmıştı.

Yarıştan sonra bir gazeteci ona, etrafını göremeden yüzmenin nasıl bir Duygu olduğunu sordu. “Tıpkı hayal ettiğimi gibiydi” dedi Phelps. Küçük başarılarla dolu hayatına bir zafer daha ekledi.
……………………….”
Ruh, kalp ve beyin olarak kendimizi neye hazırlar, neyi istersek, onu elde ederiz.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.