Bugün yine zamanın nasıl geçtiğin bilmeden akşam oldu. İşinden çıkar çıkmaz doğru eve zaten başka bir şey yapacak gücü de kalmıyordu.

Otobüs durağına yürürken bile geçen 10 dakikada o gün onayladığı dosyaların kararlarında vicdanen hesabı bitmiyordu. Bir de bekleyen işlerin sayısı..

Simya, yıllardır evinden dışarda tek başına yaşadığı için ev düzeni var denemezdi. Bu bahanesi olamazdı belki ama tüm enerjisini işinde kullandığı için özel alanına ayıracak kadar bile enerjisi kalmıyordu.

Akşam evine erken saatte gidemiyordu, malum işkolik yapısı onun için çalışma saatlerinde sınır tanımaz bir hale getirmişti. Akşam eve gider gitmez buzdolabında varsa bir şeyler atıştırıyor yoksa zaten geç oldu deyip yatıyordu. Genelde de eve geliş saati geç olduğu için ikicisi daha sık oluyordu.

Simya 25 yaşındaydı. Hayatını birleştirmek istediği adamdan yeni ayrılmış, tek başına hayatına İzmir’de devam ediyordu. Üniversite, iş derken ekmeğini kazandığı İzmir memleketi olmuştu.

Simya yaşadığı ilişkiden ayrıldıktan sonra anlamış ki hayatında her şey bir gün gidebilir ve en değer verdiği kişi bile onu 10 dk içinde bırakabilirdi. Bu ayrılık kalbinde kocaman bir delik açmıştı, o kadar ki kapatması 3 yılını aldı.

Simya bu sürede kendini her şeye kapattı. Hayattan zevk aldığı, tatmin olduğu, tutunduğu dalı sadece işi oldu. Bu acı öyle derin işlemişti ki ancak yıllar sonra aslında ne kadar büyük olduğunu anlayabildi. Balık misali içindeyken bu kadar derin olduğunu anlayamamıştı. Simya artık kendine şunu öğütlemişti; her an her şey olabilir! O yüzden önce kendine iyi bak!
Bu düşünceye öyle bağlandı ki hayatında kendine zarar verecek her şeyden kendini soyutlamaya başladı; zararlı yemekler, vakit kaybı gördüğü tv programları, boşa geçen her türlü vakit.. 3 sene boyunca iş arkadaşları dışında hayatına hiç arkadaş almadı, sadece kendisi ve işi ile devam eden bir dünya.. Ama kendisine öyle güzel bakıyordu ki her türlü sporunu yapıyor (tabiki bireysel sporlar), en sağlıklı şekilde besleniyor ve işinde aldığı terfiler ile çok başarılı, tatillerini de ihmal etmiyor tabi tatillere de tek başına gidiyor.
Yıllar böyle geçerken 3 sene sonra öyle bir şey oluyor ki hayatının yaşama sevinci tekrar geliyor.. Bir konserde dinlediği Latin müziği…. Çok hoşuna gidiyor ve sonra hayatı tekrar renklenmeye başlıyor. Önce Salsa kursları sonra İspanya seyahati ki bu sefer tek başına değil, çevresi bir anda iş arkadaşlarından farklılaşmaya, hayatı keyifle yaşamayı seven insanlarla doluyor.

Simya aynı zamanda çok da azimli bir kız olduğu için bu sefer hayatta tutunduğu dal dans oluyor. Dans aslında küçüklüğünden beri var olan bir yeteneğiymiş ama ailenin olgun ablası olarak bu tür şeylerle geçirecek zamanı yokmuş geçmişte. Dansla hayatı 5 sene sürüyor. Zamanla dozu artıyor tabi.. Önce dans dersleri sonra dans geceleri ve dans yarışmaları derken eğitmenlik belgesini bile alıyor. Simya tutunduğu her şeyi sonuna kadar tutkuyla yapan biri.

Bankacı olmasının hatta analist olmasının yapışan gömleği ile Simya her tanıştığına şüpheyle bakardı, sanki herkesin sakladığı gizlediği bir şey var gibi gelirdi.

Simya’nın duvarları büyük, sınırları çok net ve keskindi. Onun için 2+2=4 ‘dü ve 5 olma olasılığı hiç yoktu. Sol beyin bu kadar aktifti. Dans ve müzik sağ beynini aktif etmiş olmalı ki 30 lu yaşlarına gelince Simya bir kalbinin olduğunu fark etti.
“Benim bir kalbim var!!!!!!!!!!..”
Çok komik geliyor değil mi.. Hayatta ayakları üzerinde tek başına dik durma becerisine öyle alışmış, öyle keskin sınırları ve doğruları var ki bu kalp de şimdi nerden çıktı.. Hele bir de Ruhu... O da varmış.. 30 lu yaşlarda Simya şunu görmüş, pek çok kişinin gördüğü gibi,
“Hayat geçiyor ve ben kendim için ne yaptım ? “

Bu soru galiba hayatının dönüşüme başladığı noktası oldu.. Bu soru yıllar sonra kendisine sorduğu ilk soruydu.. Mesleği gereği soruları Simya sorardı, Simya’ ya sorulması ne demekti, hem de kendi kendisine..

Simya hayatta biraz yavaşlamaya ihtiyaç duymaya başladı, neden ve nasıl olduğunu çok anlamadan.. Sanki ilk defa içinden bir ses gelmişti ve onu duyabilmişti.
33.yaş gününde kendisine bir kitap aldı. Hayatında ilk kez kendine bir hediyeydi.
Ve o kitapla dış dünyadan yeni fark ettiği iç dünyasına yolculuğu başladı..

……………
BAŞLANGIÇ

“Başlangıç” kelimesi nasıl hissettiriyor ?

Bu kelimeyi duyduğunuzda içinizde hangi duygular uyanıyor ?

Başlangıç kelimesini duyduğumda içimde hem bir heyecan hem bir kabulleniş hem bir merak hem de bazen hüzün olabiliyor. Bir şeye başlarken belki bir şeyleri de bırakıyoruz. Bunlar kolay değil biliyorum. Ancak şunu da biliyorum ki başlamadan da OLMUYOR..

……………..

 


Benzer Yazılar

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kategorilerden Seçmeler

FACEBOOK

TWITTER

LINKEDIN