Hangi yaştasınız? Bu yaşa kadar neler yaşadığınızı ve çocukluğunuzdaki herşeyi birer birer hatırlayabilir misiniz?  Peki ardarda anlatabilir misiniz? Büyük ihtimalle sadece bir şekilde sizde iz bırakan anılarınız gelir aklınıza.

Hatırladığınız ya da hatırlayamadığınız anılarınızın bugüne ait kararlarınızda, hislerinizde, davranışlarınızda, tepkilerinizde ne zaman ve ne şekilde ortaya çıktığını tanımlayabilir misiniz? Şu an size kendinizi anlatmanız söylense bir çırpıda neler söyler, kendinizi nasıl tanımlarsınız? Kendinizi mi, ezberinizi mi yoksa olmak istediğiniz kişiyi mi anlatırsınız?

Tüm bu soruların yanıtı için tabi ki kendimize şöyle bir bakmamız gerekir. Hadi önce çocukluk dönemine bir bakalım.

Bilimsel araştırmaların gösterdiği üzere insan ömrünün en önemli bölümü çocukluktur. Hiçbir bilimsel araştırma okumasanız dahi sadece çevrenizdekileri ve kendinizi inceleyerek çocukluğunuzdan ne kadar da çok bahsettiğiniz ya da bahsetmekten “kaçındığınızı” farkedebilirsiniz. Hatta küçük sohbetlerde neden bazı davranışları sergilediğinize dair anneniz ya da babanıza atıfta bulunabilirsiniz.

Çocukluk dönemi, kitabın yazılmaya başlandığı dönemdir. Tıpkı bir kayanın yıllar içinde aşınması, şekillenmesi gibi çocukluk dönemimizde yaşanan her bir detay bize şekil verir ve “şükür ki ve maalesef ki” çoğu biz farkında olmadan gerçekleşir. İkisini aynı anda kullanıyorum çünkü belli bir yaşa gelene kadar neye dönüştüğümüzü farketmeyiz. Tavırlarımız, tepkilerimiz, korkularımız, zevklerimiz, inançlarımız, öfkelerimiz otomatikleşerek hayatımızda yerlerini alırlar. Kendimizi anlatış şeklimizde dahi bize yapıştırılmış ve bizim de güzelce sahiplendiğimiz etiketlerin etkisi bulunur.

Çocukluk dönemi bir an evvel atlanılması gereken, yetişkinlik yolundaki bir “basamak” değildir !

Yetişkinlik öncesi dönemleri uzmanlar şu şekilde gruplandırıyorlar; Bebeklik dönemi (0-2 yaş), İlk çocukluk ( Oyun) dönemi (3-6 yaş), İkinci çocukluk (ilkokul dönemi) (7-11 yaş), Ergenlik dönemi (12-18 yaş). Şüphesiz bu gelişim dönemlerinin her biri oya gibi işlenmelidir. (Ancak kabul edelim son yıllarda oya gibi işlenme meselesini ebeveynler olarak çok yanlış anlamış durumdayız. Bunu başka bir yazıda ele almak üzere buraya parkediyorum. )

Yetişkin halimize geri dönecek olursak; hatırladıklarımız ve hatırlamadıklarımızla başlamıştık değil mi? Gelin hepsini bir tarafa bırakıp geleceğe bakalım. Futuristik çalışmalar gelecek yıllar içinde öne çıkması gereken insani özellikleri “Yaratıcılık”, “İlişki kurabilme ve yönetebilme yeteneği” ve “Bir marifet sahibi olma” olarak sıralıyorlar. Peki biz bu konularda neredeyiz?

Hadi bir anlaşma yapalım ve “neredeydik nerelere geldik” ile de ilgilenmeyelim. Şu anda neredeyiz ve nereye ulaşmak isteriz, biz buna odaklanalım. İşte düğüm tam da burada çözülüyor. Şu anda nasılız ve neredeyiz sorusunun cevabı bizim “özfarkındalığımız”dır. Özfarkındalık neye dönüştüğümüzü keşfimizdir. Yani başlangıç noktamızdır, ulaşmak istediğimiz yere doğru atacağımız ilk adımın izidir.

Bu yaşa gelene kadar yaşadıklarımız, kazançlarımız, kayıplarımız, iz bırakanlar, etiketlerimiz; nasıl olduğumuzu, tepkilerimizi, duygularımızı, davranışlarımızı, duruşumuzu belirleyen tamamı bize ait “güzelliklerdir”. Bulunduğumuz yer ile olmak istediğimiz yer arasındaki boşluklar kayıplarımız değil, gelişim ve değişim kazançlarımızdır. Gideceğimiz yerin ilk defa göreceğimiz yer olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Gideceğimiz yer:

  • Çocukluğumuzdaki yaratıcılığımızın,
  • Engellenmemiş bakış açılarımızın,
  • Tarafsız ve meraklı yaklaşımlarımızın,
  • Önyargısız dünyamızın olduğu yerdir.

Şu anki halimizi keşfetmek ve yeni bir yola çıkmak için bırakalım güneş parlasın ve biz ileriye bakarken yolumuzu aydınlatsın. Sonra kendimizi nasıl tanımladığımıza tekrar bakalım. Kendimizi mi, ezberimizi mi, olmak istediğimiz kişiyi mi anlatıyoruz?


Benzer Yazılar

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kategorilerden Seçmeler