Barselona, ismiyle birlikte anılan kavramlar yoğunluğu bakımından Dünya’da ilk sıralardaki şehirlerin başında geliyor desem yanlış olmaz sanırım. Tarih, turizm, gastronomi, mimari, spor, edebiyat, film ve müziğin aynı şehirde anılması bence Barselona’yı eşsiz kılmaya yetiyor.

Daha önce Barselona’ya gitme şansı olmamış kişiler için umuyorum ki bu yazı sizlere ilk fırsatta gitmeniz için bir motivasyon olacaktır. Eğer çoktan gitmişseniz, içinizde hemen geri dönme isteği uyandıracağından eminim. İlk gidişiniz de olsa onuncu gidişiniz de olsa Barselona sizi asla hayal kırıklığına uğratmayacaktır.

            Öncelikle Barselona hakkında bilinmesi gerekenlerden bahsetmekte fayda var. İspanya’nın en büyük ikinci kenti olan Barselona’ya seyahat için Schengen vizenizin olması gerekiyor. Ülkenin resmi dili İspanyolca ama Katalanların bağımsızlık referandumu ile gündeme gelen Barselona’da halk İspanyolcanın yanında Katalanca da konuşuyor. Çok turistik bir şehir olduğu için İngilizce bilen insan sayısı da oldukça fazla ama havalimanında çalışan görevliler arasında İngilizce bilmeyenlere de denk geldiğiniz oluyor.

            Barselona gezilip görülecek yerler açısından oldukça zengin bir şehir. Farklı ve ilgi çekici hikayelere sahip yüzlerce yer ve yapı mevcut. Ben Barselona gezime Katalunya Meydanı’ndan başladım. Burası şehrin en merkezi yeri ve dev metro hattının birleşim noktası olduğu için sizlere de Barselona gezinizin referans noktası olarak burayı öneririm. Eğer siz de benim gibi yürüyerek gezmeyi seviyorsanız, Katalunya Meydanı’nın şehirde görülmesi gereken bir çok yere yürüyerek yaklaşık olarak yirmi dakika civarında yer aldığını söylemeliyim. Gece yarısı çoğu turist olan gençlerle meydanda amaçsızca futbol oynamak ve yapılan kaykay şovlarını izlemek keyiflidir.

            Buradan Ronda de Sant Pere üzerinden şık bina cepheleri ve caddenin iki yanında yükselerek doğal bir şemsiye haline gelmiş yeşil ağaçları arasında yaklaşık on beş dakikalık bir yürüyüşle Ciudatella Parkı’nın hemen yanı başındaki Arc de Triumf yani Zafer Takı’na ulaşabilirsiniz. Haliyle Zafer Takı denince akla hemen Paris’teki gelir. Aslına bakarsanız benim de ilk gördüğüm oydu. İkincisini de burada görmüş oldum. Tarihi 1888 yılına dek uzanan anıt bugün de aynı ihtişamıyla ilgi odağı olmaya devam ediyor. Ayrıca dikkatlice bakıldığında üzerinde Endülüs’e gönderme yapan islami motifleri görme de mümkün.

            Buradan meşhur La Rambla’ya geçmeden önce Passeig de Garçia’ya uğramanızda fayda var. Burası lüks markaların mağazaların, güzel restoranların ve şehrin modernizm alanındaki en ilginç yapılarının bulunduğu bir cadde. Eğer mimariye de ilginiz varsa, burada saatler geçireceğinizin garantisini şimdiden verebilirim. Ayrıca bu caddede üzerinde meşhur mimarların eserleri olan birkaç yapıyı yerinde görebilirsiniz. Örneğin Casa Mulleras. Gaudi’nin yapılarını andırsa da bu yapının mimari Enric Sagnier. Onun hemen yanında da Domènech i Montaner tarafından tasarlanan Casa Lleó Morera. Gaudi ile aynı dönemde yaşayan mimar Josep Puig i Cadafalch’ın ilginç yapısı Casa Amatller de biraz daha batıda bulunuyor. Tabii ki Gaudi’nin bu cadde üzerinde yer alan ve en meşhur yapılarından olan Casa Battlo’yu da es geçmemek lazım. Tabi söz konusu Gaudi olunca buraya ilgi çok daha fazla oluyor. Eğer içini de gezmek isterseniz, internetten alacağınız bilet fiyatlarının daha düşük olacağını da hatırlatmakta fayda var.

            Buradan sonraki durağım Passeig de Picasso üzerinden yaklaşık on dakikalık bir yürüyüşle ulaştığım Ciutadella Parkı oldu. Barselona’da denize yakın bir yerde, şehir merkezinde yer alan, içerisinde Katalonya Parlemento binası, zooloji müzesi, Barselona hayvanat bahçesi ve küçük bir göl barındıran büyükçe bir park burası. Toplam yüzölçümü çok fazla olmamasına rağmen içinde gezerken sonsuz bir huzur hissi veriyor.

            Ciutadella Parkı’ndan Passeig de Colom’a çıkarak sahil şeridinde yürüyüş keyfi yapmadan olmazdı tabii. La Rambla’ya doğru yapılan bu yürüyüş sırasında sol tarafınızda göz alabildiğine Akdeniz uzanırken, sağ tarafınızda ise sırasıyla Reial Academia, Universitat Pompeu Fabra ve Plaça de Duc de Madineceli’yi görmeniz mümkün.

Nihayet caddenin sonunda Mirador de Colom artık La Rambla’ya geldiğimin habercisi olarak beliriyor. Bu devasa anıt Christopher Columbus'un Amerika'yı keşfinden sonra Avrupa'ya dönüşü üzerine onuruna dikilmiş. 60 metre yüksekliğinde olduğu için görmeniz ve bulmanızın hiç zor olmayacağını garanti ederim. En azından önünde bir özçekimi hak ediyor.

La Rambla tartışmasız Barselona’nın en meşhur caddesi. Burası hem mağazaların hem de turistik restoranların olduğu ve sahile kadar uzanan bir cadde. Aynı İstiklal Caddesi’nde olduğu gibi La Rambla’nın da ara sokakları da ayrı güzelliklerle dolu. Biraz buralarda kaybolmanızı öneririm. Ayrıca burası bir nevi pandomimci cenneti. Çok şık sokak ressamları mevcut ve sprey boyalar, yemek kaseleri ve bomba yapımında kullanılabilecek bilimum ilginç aletle göze çok hoş görünen resimler yapıyorlar. Kenarlarda çiçekçiler, ılık bir hava, bazen eğlenceli müzikler. Ayrıca bu yolun güzel bir kısmı da sonlarına doğru hemen bir paralel sokağında yine Gaudi'nin eseri olan Palace Güell mevcut. Yol boyu illüzyonistler, falcılar ve müzisyenlerin peşinizi bırakmayacağını da şimdiden söylemeliyim. Buradaki meşhur balık haline de kesinlikle uğramalısınız. Balık hali dediğime bakmayın şehrin en meşhur gastronomik adreslerinden biri burası tapas ve deniz kabukluluları açısından.

Gelelim benim de en çok ilgimi çeken konu olan şehrin mimarisine. Art Nouveau akımının öncüsü olan ünlü Katalan mimar Gaudi’nin kendine has tarzı görmeye değer. Tabi Gaudi denince akla ilk gelen eseri Sagrada Familia Katedrali. 1883 yılında katedralin inşaatını devralan Gaudi, 1926 yılında vefat edene kadar da tüm bilgi birikimini buraya harcar. Hatta stüdyosunu bile inşaata taşır. İspanya iç savaşı sırasında Gaudi’nin bıraktığı notların yanması inşaatın bitiş süresini biraz sekteye uğratmış. İnşaatı halen süren katedralin Gaudi’nin 100. ölüm yılı olan 2026 yılında tamamlanmasına çalışılıyor. Gaudi’nin bir diğer eseri olan Park Güell ise Gaudi'nin mimari dehası kadar ikna yeteneğini de ispatlayan bir parktır. Zira Güell ailesi bu çılgın mimara sponsor olmuş ve isimleri bu parkla ölümsüzleşmiştir. Gaudi'nin evi burada bulunur, kırık seramik mozaiklerinden yapılmış terası takdire şayandır. Son olarak Gaudi’nin çok ilgi gören eseri Casa Mila’ya değinmek istiyorum. 1910 yılında inşa edilen bu apartman yapımı esnasında yerleşmiş formlara uymadığı için bir çok bürokratik engelle karşılaşmış ve farklı tasarımı nedeniyle “taş ocağı” ismiyle anılır olmuş. Bir yamaca vuran deniz dalgalarını andıran binanın turistlere açık bulunan teras katını mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Peki Barselona’da ne yenir, diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Öncelikle Barselona her alanda olduğu gibi yeme içme kültürü açısından da Arap, Akdeniz ve Avrupa mutfağının sıra dışı bir karışımına sahip. Metropol olmanın da verdiği avantajla kentte sayısı 10 bini geçen restaurant ve kafe mevcut. Bu geniş yelpazade bütçenize ve beklentilerinize uygun bir planlama yapabilir, şehrin tadını doyasıya çıkarabilirsiniz. Şunu belirtmeliyim: yemek yemek Barselona’da son derece ciddiye alınan bir konu. Hatta söylenilen o ki, Barselonalılar öğle yemeği yerken akşam yemeğini planlıyor olurlarmış. Sanırım tapas ve paella’yı duymayanınız kalmamıştır. İspanya’ya özgü ve ünü dünyaya yayılmış bu iki yemek Barselona seyahatinin de olmazsa olmazlarından. Ancak kentteki yeme içme kültürü bunlarla sınırlı değil. Normalde restaurant ve kafeler (genellikle Pazar veya Pazartesi olmak üzere) haftada bir gün kapalıdır ancak bu kural da Las Ramblas, Plaza de Katalunya, Gothic Quarter, El Raval, El Born ve Poble Sec gibi turistik yerlerde geçerli değil. Turizmin ve turist popülasyonun yoğun olduğu bu yerlerdeki restaurant ve kafeler hem haftanın her günü açık olup hem de açılış ve kapanış saatleri daha esnektir. Bu arada şehirde bir çok Michelin yıldızlı restaurant bulunduğunu da hatırlatmakta fayda var.

Sonuç olarak ziyaret ettiğim şehirler arasında Barselona hem ikamet edenler hem de ziyaretçileriyle en fazla çeşitliliğe sahip olan şehirlerden birisiydi. Burası hem bir Katalan şehri, hem bir İspanyol şehri hem de Filipin, Pakistan ve Arap şehri. Barselona’yı anlatmak için kelimelerden daha fazlasına ihtiyaç olduğu aşikar. Bu yüzden size tavsiyem en kısa zamanda Barselona’ya giderek burada kendi hikayenizi oluşturmanız.


Benzer Yazılar

  • Paris gezi notları!

    Paris gezi notları!

    Paris oldum olası en çok merak ettiğim şehirlerden biri olmuştur. Büyük savaşlar, çetin devrimler, sosyal sınıf geçişleri ve bir çağın kapanıp yeni bir çağın açıldığı bu eşsiz şehir ile ilk…

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

  DEYADER 

 

 

 

Pablo Escobar

Kategorilerden Seçmeler