Gülümseyen depresyon

Sizce bu çağın en kronik hastalığı nedir? Bana sorarsanız “mutsuzluk” derim. Oysa sosyal medya hesaplarıma baktığımda pek çok insanın çok ama çok mutlu olduğunu görüyorum.

 

Paylaşılan fotoğraflardan mutluluk, neşe, kahkaha, eğlence, keyif taşıyor. Akıllı telefonları aracılığı ile yaşadıkları anı “teknolojiye kaptıran ve dolayısıyla o anı kaçırdığının farkında olmayan” insanlar bol bol gülümseyerek, kahkahalar atarak en iyi pozlarını verme gayretiyle şekilden şekile giriyorlar. Hâl böyle ise ne güzel! İnsanların mutluluğundan mutluluk duyabilen biriyim. Gelin görün ki yansıtılanlar ile yaşananların duygusal bağlamda aynı olup olmadığına yönelik şüphelerim var. Sosyal medya kullanıcılarının çoğunun sergiledikleri sanal kendilikleri ile gerçek kendilik imajları arasında tutarsızlıklar olduğunu düşünüyorum.

 

Bu tutarsızlıklar ve bu tutarsızlıkların diğer insanlar üzerinde yol açtığı psikolojik etkilerbeni endişelendiriyor. Sosyal medya hesaplarında mutluymuş gibi pozlar vereninsanları gören diğer insanların pek çoğu kendi yaşamlarını sorgulamaya başlıyorlar. Dünyanın birçok ülkesinde sosyal medya psikolojisiyle ilgili yapılan araştırmalar giderek artıyor. İngiltere’de yapılan bir araştırmada özellikle kadınların, meşhur insanların değil birebir tanıdıkları insanların paylaştığı fotoğraflarla kendilerini karşılaştırıp mutsuz oldukları sonucuna ulaşılmış.

 

Kaptırdık kendimizi bir sosyal medya yalanına gidiyoruz. Peki derdimiz nedir? Akıllı telefonumuzu elimize alıp yüzlerce kare fotoğraf çektirip, onların içinden en güzelini bulup paylaşma arzumuzun altında ne yatıyor? Evinin salonunda biri bir koltukta diğeri öbür koltukta oturan çiftler neden birbirlerine olan aşklarını ve sevgilerini facebook profillerinde dile getirme, yedi düvele duyurma ihtiyacı hissediyorlar?

 

Bireysel hayatında son derece kibar olan bir adam ne oluyorda sabaha karşı hiç tanımadığı bir kadına, kırk yıllık arkadaşıymış gibi "sen" diye hitap ederek aklına eseni yazabiliyor? Ben bu satırları yazarken sıcağı sıcağına başıma gelen bir sosyal medya tacizi! Facebook sayfamda olan ve benimle kitabımı okuduğu için iletişime geçtiğini söyleyen ve hiç tanımadığım biri aynen şunları yazdı. "Kaç kere yazdık, cevap vermeyeceksen sayfandan sil beni”. Peki bu kişiye bu fütursuzluğu yaptıran şey nedir? Sahi ne oluyor bize?

 

Kendimizi sürekli mış gibi yapmak zorunda hissetmemizin neye hizmet ettiği üzerine kafa yormamız gerekmiyor mu? İnsanların ilgisine muhtaç hissetme bir çeşit kölelik değil mi sizcede?


_”Bakın ben en güzel yerlerde yemek yerim”,
_”Bakın ben çok yakışıklı/ güzelim”
_”Bakın ben hep spor yaparım”
_”Bakın ben hep şık giyinirim”
_”Bakın ben çok seviliyorum”
_”Bakın benim evim çok güzel
_”Bakın ben son model bir aracın sahibiyim
_”Bakın çok zekiyim”
_”Bakın ben hep iyi yerlerde gezerim”,
_”Bakın ben mutluyum”
_”Bakın, bakın, bakın”…

 

Sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlar ile verilen mesajların çoğu bu ve bunun gibi anlamlara gelmiyor mu?. ‘Ben’ vurgusu yok mu? “Bana bakın, bana bakın” diye avaz avaz bağırmıyor mu insanların çoğu? “Bana bakın ben mükemmelim, ben çok mutluyum” mesajları içeren bu paylaşımların sahipleri ne kadar kendileri?

 

Sahiden bu kadar mükemmel mi hayatları? Herkes bu kadar mutlu mu? Ne yazık ki insanların çoğusosyal medya hesaplarında gösterdikleri kadar mutlu değiller, belkide çok üzgün olduğu bir anda bile eline akıllı telefonunu alıp yüzünde ışıl ışıl bir gülümseme ile poz verip mutsuzluklarını maskeliyor olabilirler. Psikolojide bu duruma “gülümseyen depresyon” deniyor. Yani aslında kişi depresyonun varlığını gösteren belirtilere rağmen kendisini depresif hissetmediğini söyleyerek depresyonda olduğunu dışarıya göstermek istemiyor. Bunu günlük yaşamında yaptığı gibi sosyal medya hesaplarında da yapabiliyor.


Depresyon ve Anksiyete (DepressionandAnxiety) dergisinde yayınlanan bir makale, sosyal medya kullanımı ve depresyon arasındaki bağlantılara yönelik de şu şekilde tahminlerde bulunuyor:

• Genç erişkinler, yaşıtlarının 'son derece idealize edilmiş' hayatlarını paylaşması sonucu kıskançlık yaşıyorlar. Bu da kendisinden başka herkesin daha mutlu olduğu izlenimi oluşturuyor.Bence bu durum sadece genç erişkinleri değil pek çok yetişkinide kapsıyor!
• Sosyal medya kullanımı aynı zamanda depresyonla doğru orantılı olan internet bağımlılığını da tetikliyor.
• Sosyal medyada geçirilen fazla zaman, siber zorbalık ve olumsuz yorumlara da daha fazla maruz kalmak demek.
• Sosyal medyada anlamsız aktivitelerle zaman geçirmek, kişide vaktini boşa geçirme duygusu oluşturuyor. Bu da genel ruh halini olumsuz etkiliyor.

 

Sosyal medya kullanımının psikolojimiz üzerinde ki olumsuz etkilerine bir yenisi daha eklendi. İsmi FOMO fobisi. “Fear of MissingOut” yani FOMO uzmanlar tarafından sosyal medyada gelişmeleri kaçırma korkusu olarak açıklandı.
Amerikan Psikiyatri Birliği’nin de üzerinde çalıştığı fomo fobisi ile ilgili yapılan araştırmadan çarpıcı rakamlar paylaşıldı. Bin ikiyüz kişiye uygulanan araştırmanın sonuçlarına göre kullanıcıların yüzde 40’ı, bir şeyleri kaçırdığını düşünerek sürekli sosyal medyayı kullanma ihtiyacı hissediyor.


Günlük hayatınızda sosyal medya hesaplarınızı, gelişmeleri kaçırıyorum korkusuyla sürekli takip etme ihtiyacı duyuyorsanız ve özelikle iş saatlerinden çalarak kullanıyorsanız yüksek ihtimalle fomo sendromuna yakalanmış olabilirsiniz.
Uzmanların yaptığı açıklamaya göre; İnsanların uykusuz kalmasına, sürekli sosyal hesaplarını kontrol etmesine neden olan bu fobi kaygı bozukluğuna neden oluyor. Fomo hastalığında kişi internet ve sosyal medyada çok fazla zaman harcıyor, sanal dünyayla bağlantıları kesildiğinde kendilerini huzursuz hissediyorlar, paylaştıkları bir görsel veya bir yorum yeteri kadar beğeni almadığında duygusal çöküş yaşayabiliyorlar.”


Sosyal medya kötüdür demek istemiyorum. Zira bende etkin bir sosyal medya kullanıcısıyım, sosyal medya artık hayatımızın bir parçası, varlığını ve gücünü yadsımıyorum. Kendi adıma konuşursam sosyal medya aracılığı ile günlük hayatımda hiç tanımadığım pek çok insanla arkadaş olma fırsatım oluyor, farklı bakış açılarına sahip insanların fikirlerini okuyup içlerinden bana fayda sağlayabilecek olanları alarak öğrenme ve gelişim sürecime katkı sağladığım oluyor, daha önce hiç dinlemediğim bir şarkıyı paylaşan bir arkadaşım sayesinde müzik kültürümü zenginleştirebiliyorum, sosyal medya hesaplarımda gördüğüm bir karikatür o an gülmeme ve eğlenmeme sebep olabiliyor. Gezdiğim ya da tatil yaptığım yerlerde beğendiğim anları fotoğraflayıp bende sosyal medya hesaplarımda sık sık paylaşıyorum.Bu ve bunun gibi pek çok sebepten dolayı etkin bir sosyal medya kullanıcısı olduğumu söyleyebilirim. Sadece ipin ucunu sosyal medyaya kaptırmamak konusunda dikkatli olmamız gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Sosyal medya bizi değil biz onu yönettiğimiz sürece yaşamımıza kattığı pek çok güzellikte var. Önemli olan o platformu nasıl kullandığımız, kullanım amacımız ve gerçekliğimiz. Platforma “sanal âlem” desekte orada bir dünya var ve biz günlük hayatımızın yanı sıra bir anlamda oralarda da yaşıyoruz. Dolayısı ile o platformu nasıl kullanacağımız, neler paylaşacağımız, o platformda nasıl yaşayacağımız tamamen bizim seçimlerimizden ibaret.

 

Sosyal medyayı keyif alarak, ipin ucunu kaçırmadan kullanıyorsak ne âla! Ancak başkalarının “kurgulanmış” mükemmel hayatlarına bakıp iç geçiriyorsak, kendimizi paylaşılan fotoğraflara bakıp kötü hissediyorsak, kendi yaşamlarımızı sorgulayıp mutsuz oluyorsak işler iyiye gitmiyor demektir. Böyle duygulara kapıldığımızda durup düşünmekte fayda var.

 

Hiç kimse her zaman çok mutlu ya da her zaman çok mutsuz olamaz. Mutluluk dediğimiz şey içinde bulunduğunuz anın bize yüklediği geçici bir hâldir. Burada babamı rahmetle anmak istiyorum. Zaman zaman yaşama dair hayıflandığım vakitlerde “Özlem’ciğim sahip olduklarını düşünürsen daha mutlu olursun” der ve bana sahip olduklarımı tek tek saydırırdı. Sahip olduklarımı fark etmek, yeniden hatırlamak beni rahatlatırdı.

• Sahip olduklarınızı düşünün.

• Sosyal medya hesaplarınızda olan her insanın bir yaşam hikâyesi ve her yaşamın içinde pek çok yaşanmışlık var, kimin ne yaşadığını ya da yaşayamadığını bilemeyiz, görünenin arkasını bilmediğiniz yaşamlara bakıp iç geçirmeyin, kendinizi kötü hissetmeyin.

• Sosyal medyayı hangi nedenle kullanıyor olursanız olun zamanınızı çalmasına, kendinizi kötü hissettirmesine izin vermeyin.

• Sosyal medyada paylaşılanları akıl ve mantık süzgecinizden geçirerek seçici olmaya özen gösterin. Peki bu nasıl olacak? Sizi takip eden ve takip ettiğiniz kişileri seçme hakkınız var! Oturduğunuz binada kimlerin yaşayacağına siz karar veremezsiniz, ancak o insanları evinize almaya ya da almamaya siz karar verirsiniz. Sosyal medya hesaplarınızda kendinizi kötü hissettiren paylaşımlar yapan insanlar varsa ve bu paylaşımları görmek sizi mutsuz ediyorsa o insanları takip etmemeyi seçebilirsiniz.

Başkalarının yaşamlarına ya da yaşamlarıymış gibi sundukları illüzyona kapılıp mutsuz olmak yerine kendi yaşamlarımıza odaklanıp, sosyal medya içinde bulunduğumuz anların tadını çıkarabiliriz. Önemli olan bizim sahip olduklarımız mı, bizim hayatımız mı yoksa başkalarının hayatları mı?

Sevgilerimle

Eğitmen

Özlem Ada

Benzer Yazılar

  • Einstein ve kadınlarla imtihanı

    Einstein ve kadınlarla imtihanı

    Einstein çağın en çok bilinen, en çok konuşulan, bilim adamının ötesinde bir insan. Ve hiç şüphesiz o bir deha. Beyni, farklı zamanlarda pekçok biliminsanı tarafından incelenmiş. Genel olarak varılan kanı,…
  • Farklılığımız” zenginliğimizdir!

    Farklılığımız” zenginliğimizdir!

    Küreselleşme, kitle iletişim araçlarında hızlı değişimtüm hızıylainsanlığı değiştirmeye, toplumları dönüştürmeye devam ediyor. Popüler kültürün ürettiği araçlar yaşamı kuşatıyor, hayatımızla ilgili değerleri oluşturuyor. Üretilen mal ve hizmetlerle hayatına yön veren kişi,…
  • Gerçek zenginlik "psikolojik sermaye"

    Gerçek zenginlik "psikolojik sermaye"

    Bu yazıyı kaleme almadan önce karşılaştığım ya da konuştuğum pek çok arkadaşıma “sence zenginlik nedir?” diye sordum. Aldığım cevapların pek çoğu parayı işaret ediyordu...
  • Hayalinizdeki kişi olmanın ilk yolculuğu

    Hayalinizdeki kişi olmanın ilk yolculuğu

    Olmak istediğin kişi ve Olmak zorunda olduğun kişi kim? İkisinin arasında neler farklı, bu kişiler birbirinden ne kadar uzak veya yakın?
  • Mutluluk başarıyı getirir!

    Mutluluk başarıyı getirir!

    Hayat hızın, hareketliliğin içinden uzaklaşıp kendinle baş başa kalabildiğin, içe doğru derinleşerek, kendine dönüp bakabildiğin, kalabalıklar içersinde derin kaygılar ve korkulardan uzaklaşabildiğin sakin limanlara, durgun sulara ulaşabildiğinde güven duygusu içersinde…

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

 

Pablo Escobar

Favori sevgililer gunu

Kategorilerden Seçmeler

FACEBOOK

TWITTER

LINKEDIN